Category Archives: Yorum

Serdar Ortaç; Bana göre Rock bizim müziğimiz değil!..¿

Standard

serdarortacrocmuzikbenimmuzigimdegil

‘En İyi Ben Söylerim’ çekiminde ‘Haydi Gel İçelim’ şarkısından sonra yarışmacının Rock müziğin kirli okunmasının normal olduğunu söylemesi üzerine Serdar Ortaç, “Bana göre Rock bizim müziğimiz değil. Saçını uzatıp kafa sallayan gençlerin müzik tarzı, benim gençliğimin değil” yorumunu yaptı.

ÇAĞLA ŞIKEL SERDAR ORTAÇ’I UYARDI

Sunucu Çağla Şıkel’in şarkıcıya söylediklerinin yanlış algı yaratabileceğini vurgulaması üzerine Serdar Ortaç, “O şarkıların da seveni var. Bana göre bizim şarkılarımız değil, Rock şarkıları sevmiyorum” diyerek, bu müzik tarzını sevmediğini belirtti.

alycckWay arkadaş!.. Sen Barış Manço’ya hayran olduğunu, tüm şarkılarını ezbere bildiğini belirten biriydin. Ne oldu da o kadar üstada ve rock dinleyicilerine hakaret ettin. Senin yaşındaki adama yakıştımı be ortaç?  Allah aşkına hala aynı alt yapıyı kullanarak müzik yapıyorsun. Kendini böylemi avutuyorsun, müzik yönünden ne zaman kendini aşmak için çabalayacaksın . Cem Karaca, Erkin Koray, Moğollar, Barış Manço, Pentegram, Mavi Sakal, Teoman, Duman ve bir çok efsane isimler var bu üstatlara kirli müzik yapıyorlar diyen şahıs. “hepi topu 7 nota var kaç farklı şarkı yapılabildi ki” özlü sözünün sahibi insan, gerçek düşüncelerim limitlerinin çok ötesinde olduğu için sadece “kendini bir şey sanması ile ünlüdür” deyip birakiyorum…

rockefsaneleri

Bu gün Barış Manço’nun Ölüm yıl dönümü 1 Şubat 1999…

Reklamlar

Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro!..

Standard

fft16_mf8060039

Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro, 90 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Fidel Castro’nun kardeşi Küba Devlet Başkanı Raul Castro, yeşil askeri üniformasını giyerek televizyondan yaptığı açıklamada, “Küba devriminin komutanı bu akşam saat 22.29’da öldü” dedi. Raul Castro, ağabeyinin naaşının Cumartesi günü yakılabileceğini söyledi.

Başkent Havana’daki havayı yansıtan Amerikan Associated Press ajansı, Carlos Rodriguez isimli 16 yaşındaki bir Kübalının sözlerini aktarıyor:

“Fidel? Fidel? diye bağırdım. Bunu hiç beklemiyordum. Hep sonsuza kadar yaşayacağını düşünürdüm ama doğru görünmüyor.”

22 yaşındaki hemşire Dayan Montalvo ise, “Bir trajedi. Biz hepimiz onunla birlikte büyüdük. Haberi aldığımda gerçekten kalbim kırıldı” sözleriyle hislerini anlattı.

Kübalı Yoani Sanchez, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda birkaç saat sonra hayatında ilk kez Fidel Castro’suz bir güne uyanacağını belirtiyor.

Devrimci lider Fidel Castro’nun, dünyaya geldiği Biran köyündeki Haitili işçilerin haklarıyla şekillenmeye başlayan dünya görüşü, Küba’ya devrimi getirdi. Castro mahkemede söylediği, “Sayın yargıç siz beni mahkum edin! Tarih haklı çıkaracaktır” sözüyle akıllara kazındı.

Doğduğu ev müzeye döndü

58393ff5ae784926c4509331

Devrimci lider Fidel Castro’nun siyasi gözlemleri ilk olarak doğup büyüdüğü Küba’nın köylerinden Biran’da başladı. “Doğuştan siyasetçi değilim’ diyen Castro o yılları ise, “Fakat çok genç yaştan itibaren dünyanın gerçeklerini anlamama yardım eden şeyleri yakından takip ettim” sözleriyle anlatıyor. Yoksullukla mücadele eden Biran bölgesi, şu an Castro’nun doğduğu evi görmeye gelenlerin akınına uğruyor.

Aşçı anne, çiftçi baba

58393ff5a781b61b10ac161d

Castro’nun annesi bir aşçı, babası Angel ise, İspanya’nın kuzeyinden gelen bir göçmendi. Ancak baba Angel zaman içinde toprak sahibi zengin bir çiftçiye dönüştü. Küba’nın efsane lideri Castro da çocukluk yılllarından itibaren Haitili şeker kamışı işçilerinin nasıl sömürüldüğüne kendi gözleriyle tanık oldu. Castro’nun dünya görüşü o yıllarda oluşmaya başladı.

‘Örnek öğrenci değildi’

58393ff5ae784926c4509330

Castro’nun halen Biran’da yaşayan üvey kardeşi Martin ağabeyinin çocukluğu için BBC’ye, “Haitililerin evlerine gidip babasının dükkanından alınmış ödeme yerine geçen makbuzlar verirdi” diye anlatıyor. Ancak Castro’nun bu tepkisi babasını kızdırdı. Baba Angel bu isyanın ardından Castro’yu başkent Havana’daki Cizvit lisesi Belen ilahiyat okuluna yatılı olarak gönderdi. Öte yandan Cizvit öğretisinin de Fidel Castro’nun üzerinde büyük etkiye sahip olduğu biliniyor. BBC’ye konuşan, Küba Tarih Enstitüsü’nden Dolores Guerra, “Cizvitler, derslere girdikleri için herhangi bir ödeme almıyorlardı. Ellerinden geldiğince mütevazı ve dürüst rol modeller olmaya çalışıyorlardı. Ama Fidel Castro çok da örnek bir öğrenci değildi. Her şeyi son dakikaya bırakırdı. Ancak sosyal bilimler ve yabancı dillerle çok ilgiliydi” diyor.

Hukuk okudu

58393ff556593419b08db906

Castro, Cizvit lisesini bitirdikten sonra Havana Üniversitesi’nde hukuk okumaya başladı. Efsane lider üniversitede yani 1940’lı yıllarda okulda kimi zaman şiddet içeren siyasi tartışmalara şahit oldu. 1947’de yapıtığı bir konuşmada öğrencileri ‘ülkeyi sömüren yabancı ellere karşı’ birleşmeye çağırıp, “Genç bir ulus asla ‘Teslim oluyoruz’ dememeli” dedi. Nisan 1948’de Kolombiya’ya giden Castro, Latin Amerika Gençlik Kongresi’ne katıldı. Castro’nun Kolombiya’nın başkenti Bogota’da kaldığı sırada ülkedeki Liberal Parti’nin lideri Jorge Gaitan bir suikasta kurban gitti. Kolombiya’da yoksul kesimlerin desteğini arkasına alan bir siyasetçinin ofisi önünde bu şekilde öldürülmesi Castro’yu çok etkiledi.

Seçimler iptal oldu

58393ff5cbbf340fdc169afa

Fidel Castro’nun biyografisini kaleme alan Tad Szulc, “Bogotazo olarak adlandırılan sokak olayları Fidel Castro’nun devrimci dünya görüşüne ilk adımı oldu. O günlerde yaşananlar Castro’nun dünya görüşünü ve gelecek planlarını şekillendirecekti” diye yazmıştı. Castro, 1947’de Küba Halk Partisi’ne girdi. 1950 ila 52 yılları arasında avukatlık yaptıktan sonra Temsilciler Meclisi seçimleri için Küba Halk Partisi’nden adaylığını koydu. Ancak 10 Mart 1952’de iktidardaki Carlos Prío Socarrás hükümetini deviren Küba’nın eski başkanlarından General Fulgencio Batista seçimleri iptal etti.

16 yıla mahkum

58393ff6ae784926c450933b

1953 yılının başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla küçük bir grup oluşturan Castro, 26 Temmuz’da Santiago’daki Moncada Kışlası’na 165 arkadaşıyla birlikte bir baskın düzenledi. Ama tutuklandı. 16 Ekim 1953’te Santiago’daki Küba Yüksek Mahkemesi’nde, “Sayın yargıç siz beni mahkum edin! Tarih beni haklı çıkaracaktır” cümlesiyle biten ünlü savunmasını söyledi. Mahkeme sonunda 16 yıla mahkum oldu. Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra Batista’nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü bağışlandı.

Gerilla eğitimi aldı

58393ff6f0dc1e4858614275

Castro, 1955 yılında Küba’dan ayrılıp ABD’ye gitti. Orada 26 Temmuz Hareketi adlı bir örgüt kurdu. Gerilla savaşı eğitimi gören örgüt üyeleri 2 Aralık 1956’da Granma yatıyla Küba’ya dönerek Oriente’de karaya çıktı. Hükümet kuvvetleriyle girişilen çatışmalarda arkadaşlarının çoğu ölen Castro, aralarında kardeşi Raul Castro ve Ernesto Che Guevara’nın da bulunduğu 12 arkadaşıyla birlikte Oriente’nin güneybatısındaki Maestra Dağlarına çekildi. Bu dağlarda iki yıl boyunca Batista’nın kuvvetlerine karşı gerilla savaşı yürüttü. Giderek siyasi desteğini yitiren ve bir dizi askeri yenilgiye uğrayan Batista, 31 Aralık 1958’de Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı. Castro 1959’un ilk günlerinde Havana’ya girdi. Hukukçu Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi.

Toprak reformu başlattı

58393ff656593419b08db90b

Castro hükümeti, öncelikle fiyatları ve kiraları düşürdü. Ardından köklü bir toprak reformu başlattı. Önceleri Castro’ya karşı çıkmakla beraber 1959 yılına doğru gerilla hareketini desteklemeye başlayan Küba Sosyalist Halk Partisi (PSP), Castro ile ilişkilerini geliştirerek etkili bir konum kazandı. Bu durumdan tedirgin olan Urrutia’nın toprak reformunun ertelenmesi yönündeki baskıları üzerine Castro istifa etti. Ama halkın yoğun tepkisi karşısında Urrutia, görevinden çekilmek zorunda kaldı. Yerine Osvaldo Doticos getirilirken Castro yeniden başbakan oldu.

Küba’ya ambargo

58393ff6cbbf340fdc169b00

Bu sırada toprakların kamulaştırılmasından zarar gören ABD şirketlerinin baskısıyla ABD hükümeti, Küba’ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Ekonomisi tek ürüne dayalı bir ülke olan Küba, öteden beri ABD’ye sattığı şekeri SSCB’ye satmaya başladı. ABD şirketlerinin elindeki rafineriler, şeker karşılığında SSCB’den alınan ham petrolü işlemeyi reddedince Castro bu rafinerileri devletleştirdi. Bu gelişme ABD ile Küba’nın arasını daha da açtı.

938 suikasttan kurtuldu

58393ff6ac1fe34e543413bd

Devrimden sonra ABD’ye kaçan ve John F. Kennedy yönetiminden silah ve mali destek sağlayan Kübalıların Nisan 1961’de giriştiği Domuzlar Körfezi Çıkarması başarısızlıkla sonuçlandı. Castro, çıkarmanın ardından yayımladığı Havana Bildirisi ile ilk kez Küba’nın sosyalist politikalar izleyeceğini dünyaya duyurdu. 1962’de SSCB’nin Küba’ya balistik füzeler yerleştirmesi ve John F. Kennedy’nin Küba’yı deniz ablukasına almasıyla dünya bir nükleer savaşın eşiğine geldi. Bunalım, ancak ABD’nin Küba’da hükûmeti devirmek için artık girişimde bulunmayacağına söz vermesi ve SSCB’nin Türkiye’deki Amerikan füze rampalarının kaldırılması karşılığında nükleer silahlarını Küba’dan geri çekmeyi kabul etmesiyle atlatılabildi. Bununla birlikte Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Castro’ya yönelik suikast planları hazırlamayı sürdürdü. Castro’ya yaşamı boyunca 938 kez suikast girişiminde bulunuldu.

İşsizliği bitirdi

58393ff656593419b08db913

Castro, 1968’e kadar Güney ve Orta Amerika ile Afrika’daki devrimleri destekleyici bir tutum aldı. Aynı dönemde Bağlantısızlar Hareketi’nin önderlerinden biri durumuna geldi. 1961’de Küba Sosyalist Halk Partisi ile birleşme sonucu ortaya çıkan Birleşmiş Sosyalist Devrim Partisi’nin genel sekreterliğini üstlenen Castro, ülke içinde kapsamlı politikalar uygulamaya başladı. Okuma yazma seferberliği sonunda okuryazarlık oranı yüzde 90’ın üzerine çıktı. Zenginlik kaynaklarının, ulusal gelirin ve sağlık hizmetlerinin dağılımında köklü değişiklikler gerçekleştirildi. Herkese çalışma yükümlülüğü getirildi.

1976’da başkan oldu

58393ff6a781b61b10ac1621

Küba’da 1959’dan sonra ilk kez yerel seçimlerin yapıldığı ve devlet yapısında yeni düzenlemelerin geliştirildiği 1976’da devlet başkanlığını üstlenen Castro, güçlü ve merkezi bürokrasiye dayanarak toplumsal ve ekonomik yaşamdaki yönlendirici rolüne devam etti.

Kardeşine devretti

56f9597d565934321c381f9f

Castro 31 Temmuz 2006 tarihinde sağlık problemleri nedeniyle yetkilerini geçici olarak başkan yardımcısı Raul Castro’ya devretti. 19 Şubat 2008’de de, bir açıklama yaparak, 1976 yılından beri yürütmekte olduğu Küba’nın en yüksek yönetim organı olan Devlet Başkanlığı görevini bıraktığını açıkladı. Görevden ayrıldıktan sonra “Yoldaş Fidel’in düşünceleri” adıyla yazdığı makalelerde gündemdeki önemli olayları yorumladı. Her Temmuzda ise Kübalılar, Fidel Castro’nun en önemli başarısı olan 1953 yılında Moncada kışlasına düzenlenen ve Küba Devrimi’ni başlatan saldırıyı kutluyor.

En uzun yönetimde kalan 3’üncü kişi

571725d88685764a44cee9f8

1959-76 arasında Küba başbakanlığı, 1976-2008 arasında da Küba devlet başkanlığı yapan Castro 50 yıllık yönetimiyle dünyada en uzun süre yönetimde etkili olan İngiltere Kraliçesi Elizabeth ve Tayland Kralı’nın ardından 3’üncü kişi olarak tanınıyor.

Dertler Derya Olmuş!..

Standard

Televizyonda Allah diyip milleti kandiranlar…islam soytarılari.jpg

İnananların saflığıdır, sadece saf olmadıklarını bağırarak söylediklerinde gerçek olduğunu düşünürler. Gerçekler ondan biraz daha fazla acıdır. Hayal satıcısı’dır.

Din üzerinden para kazanmak sorusunun canlı örneği tabii bu daha başlangıç , önce kremle başlar sonra cennette girişin anahtarına kadar yolu var.

Aslında fazla büyütülmemesi gereken olaydır. Bu ülkede Allah diyerek iktidar olundu ve başka Allah diyen cemaatlere ülke peşkeş çekilerek darbe yapabilecek konuma getirildi. Allah siyaseti her zaman tutar 🙂

Asıl adı Tahsin Tarık Üregil’di!..

Standard

tarik1

Türk sinemasının efsanevi aktörü Tarık Akan bu sabaha karşı özel bir hastanede hayata veda etti.  66 yaşındaki Akan bir süredir kanser tedavisi görüyordu.

Bir yıldan uzun süredir kanserle mücadele eden sinema sanatçısı Tarık Akan bugün hayatını kaybetti.

Önce sosyal medyada yayılan acı haberi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı doğruladı.

Vakıftan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Sanatçı olmanın dünyaya güzellikler sunmak olduğunu gösteren güzel insan, efsane filmlerin unutulmaz oyuncusu, ‘Anne Kafamda Bit Var’ın yazarı, ülkesinin ve halkının barış, demokrasi, özgürlük mücadelesinin militanı, ‘Ekmek, gül ve özgürlük günleri’nin yorulmaz savaşçısı, Ülkesinin güzel yarınlarına kucak kucak emek taşıyan, Nâzım Hikmet sevdasını, Nâzım Hikmet Vakfı’nın kuruluşundan bugüne yönetim kurulunun her dönem en aktif üyesi olarak gösteren Sevgili arkadaşımız Tarık Akan, 16 Eylül 2016 Cuma sabahı aramızdan ayrılmıştır. Işıklı anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Halkımızın başı sağ olsun.”

 Akan kısa süre önce yaptığı açıklamada evinde istirahat ettiğini ve iyi olduğunu açıklamıştı.

Müjdat Gezen, Tarık Akan’ın ‘kanserin karaciğerine sıçraması’ nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkladı.

Akan oyunculuk hayatına 1970 yılında SES dergisinin yarışmasıyla adım attı

tarik2

Tarık Akan, sinemaya geçmeden önce Bakırköy plajlarında cankurtaranlık, sokaklarında ise işportacılık yaptı.

1970 yılında Ses Dergisi’nin açtığı Sinema Artist Yarışması’nı kazanarak 1971’de sinemaya geçti ve Tarık Akan adını aldı.

1971 yılında ilk sinema filmi ile oyunculuk kariyeri başladı.

1972 yılında oynadığı film Suçlu ile 1973 yılında Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü aldı.

1973 yılında Yeşilçam’ın en iyi duygusal filmlerinden birisi olarak bilinen “Canım Kardeşim”de Halit Akçatepe ile başrolleri paylaştı.

1974 yılında Ertem Eğilmez’in yönettiği Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı eserinden uyarlanan Hababam Sınıfı(1975) adlı filmde Damat Ferit adlı karakteri canlandırdı.

1977 yılında başrollerini Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz ile paylaştığı “Sürü” kariyerinin dönüm noktalarından biridir.

1978 yılında Cüneyt Arkın ile beraber başrol oynadığı “Maden” adlı film ile artık her türlü filmde oynayabileceğini kanıtladı.

12 Eylül’deki askeri darbenin ardından Almanya’da yaptığı bir konuşma nedeniyle Türkiye’ye döndüğünde tutuklandı.

12 yıl hapis talebiyle yargılandı. 2,5 ay hücre hapsi cezası aldı.

1982 yılında Şerif Gören ve Yılmaz Güney’in yönettiği “Yol” filmi ile çok büyük başarı elde etmiş ve dünyaya adını duyurmuştur.

Film 1982 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü alan tek film olmuştur ve Akan, En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde aday olmuştur.

1985 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nde “Pansiyon” filmi ile Gümüş Ayı Mansiyon Ödülü’nü aldı.

1990 yılında başrolünü oynadığı “Karartma Geceleri” adlı film Yeşilçam’ın klasikleri arasında yer alır.

Tarık Akan, Altın Portakal Film Festivali adlı ödül yarışmasında yedi ödül alan tek erkek oyuncudur.

1973 – 2002 yılları arasında 12 ödüle layık görüldü.

Oyunculuk hayatına 111 sinema filmi, 4 televizyon filmi sığdırdı…

Sanatçı, hapishanede geçirdiği günleri ve darbe sürecini 2002 yılında “Anne Kafamda Bit Var” adlı kitabında anlattı.

Tarık Akan ayrıca, Aziz Nesin’in vefatından sonra oğlu Ali Esin’in sürdürdüğü vakıf başkanlığını devraldı ve 2005 yılında Nesin Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yaptı.

1991’den beri Bakırköy Taş Mektep’in İlkokulu’nun ortaklarından biriydi.

Yeşilçam’ın “politik yakışıklısı” olarak bilinen Tarık Akan, 3 çocuk babasıydı.

Bir süredir kanser tedavisi gören, Türk sinemasının efsanevi aktörü Tarık Akan bu sabah yaşama veda etti…

O, bizim jenerasyonumuzun, annelerimizin ve anneannelerimizin aynı dönemde kalbini çalmayı başarabilmiş, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi aktörlerinden biriydi.

Sadece yakışıklı görüntüsüyle değil, karakteri ve oyunculuğuyla da gönüllerimize taht kuran bu güzel beyefendiydi.

Türk Sinemasının Efsane Aktörü Tarık Akan’ı Kaybettik…
tarik

Boks efsanesi hayatını kaybetti Muhammed Ali Clay

Standard

305374 yaşında olan Muhammed Ali uzun süredir Parkinson ve solunum yollarındaki rahatsızlık nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu. Dünyaca sevilen ismin ölümü herkesi yasa boğdu.

Muhammed Ali hayatını kaybetti. Spor tarihinin efsanevi isimlerinden dünya ve olimpiyat şampiyonu unvanlı Birleşik Amerikalı boksör Muhammed Ali 74 yaşında hayatını kaybetti. Geçen Perşembe günü solunum yetersizliği nedeniyle hastaneye kaldırılan Muhammed Ali’nin sağlık durumunun iyi olmadığı biliniyordu.Muhammed Ali, geçtiğimiz yıl zaman zaman hastaneye kaldırılmış ve tedavi görmüştü.

Hayatı boyunca birçok önemli maça çıkan, spor yaşantısının yanı sıra Müslümanlara ve ABD’deki siyahi hareketlere desteğiyle de bilinen Muhammed Ali, 2014 yılından bu yana sağlık sorunları nedeniyle zaman zaman hastanede tedavi görüyordu.


Cassius Marcellus Clay

17 Haziran 1942 tarihinde ABD’nin Kentucky Louisville şehrinde doğdu. 12 yaşında boksla tanıştı. Kısa zamanda Natıonal AAU ve Altın Eldiven Şampiyonası’nda amatör kayıtlara girdi. 1960 yılında Roma Olimpiyatları’na katıldı. 18 yaşında katıldığı ağır hafif siklette altın madalya aldı. Altın madalya aldıktan sonra şöhreti artmaya başladı. Profesyonel lige döndü.

1964 yılında 22 yaşındayken, S. Listori’u yenip Dünya Şampiyonu oldu. Bu zaferden sonra müslüman oldu ve Muhammed Ali ismin aldı. Bir ara boksa ara verdi ama 1967’de tekrar döndü. ABD, Vietnam’da süren savaşa onu da asker olarak götürmek istedi. Vietnam’a savaşa gitmedi. Gitmediği için cezalandırıldı. Fakat sonra affedildi. 1974’te Foreman’ı, 1978’de L. Spinks’i yenip Dünya Şampiyonluğu unvanını geri aldı. Profesyonel döneminde sadece 5 kez yenildi. Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu oldu. 37’si nakavt olmak üzere 56 madalya kazandı.

Parkinson hastalığına yakalandı. Şimdi bazı sosyal sorumluluk projelerine katkı sağlıyordu.

3 Haziran 2016 tarihinde ABD’nin Arizona eyaletine bağlı Scottsdale şehrinde vefat etti.

Derin Amerikalılar Beyaz, Anglosakson ve Protestanlar) Müslüman olunca Ali’ye fena takarlar. Pentagon bile oyuna alet olur, onu “Y” grubunda olmasına rağmen “A” kategorisine alır ve “ivedi” kaydıyla Vietnam’a yollamaya kalkar. Şampiyon buna karşı çıkar “Vietkonglularla alıp veremediğim yok” der, “hem onlar beni hiç aşağılamadılar!”
“Aferin” dediğinizi duyar gibiyim ama adama böylesi çıkışların hesabını sorarlar. Onu apar topar ligten kovar, ünvanına ve lisansına el koyarlar. Ali’yi “vatan haini” ilan eder ve hiçbir eyalette maça çıkarmazlar. Yetmez, ona bir trafik suçu isnat eder, alelacele içeri tıkarlar. Federasyon medarasyon hikâye, garibim bir başına kalır, oturup derdine yanar.

Vietnam Savaşını ne hükümetler, ne de ordular bitirebilir, bu kirli kavgaya gazeteciler (özellikle foto muhabirleri) nokta koyar. Amerikan halkı napalm bombaları ile yakılan evlerin önünde ağlaşan bebeleri görünce “bu nasıl hürriyet” diye sormaya başlarlar. Savaş muhabirleri cinayet ve tecavüz vakalarını dökmeye başlar, Hollywood mevzuya el atar. Sivil toplum örgütlerinden “niye savaşıyoruz” sorusu yükselince derin devlet tükürdüğünü yalar.

Kelebek gibi uçar…

Muhammed Ali, bokstan koptuğu yıllarda üniversite üniversite dolaşıp konferanslar verir, mevzu boks olsa da yeri geldikçe İslâmiyet hakkında birşeyler anlatmaya çabalar. Ağalar bu faaliyetten çok rahatsız olur, “boksla uğraşsa daha iyiydi” demeye başlarlar. Birkaç maç sonra silinip gideceğine inandıkları için Ali’nin lisansını iade eder, ringlerin yolunu açarlar (1967).

Ve Ali şovları tekrar başlar. Şampiyon, rakiplerine sürekli lâf atar, basın mensuplarının huzurunda madara etmeye bakar. Bu tavır organizatörlerin de işine gelir çünkü gerginlik arttıkça hasılat “tavan” yapar.

Ancak birileri Ali’yle uğraşmaktan caymaz, karşısına dik yokuşlar çıkarırlar. Kâh “komünizm propagandası yapmaktan” soruşturma açar, kâh “ırkçı ve ayrılıkçı” diye yaftalarlar. Bir ara zenci çocukları için (içinde okul ve mescid olan) bir külliye yaptırmaya kalkar ama ona hiçbir banka kefil olmaz. Kimseden teminat mektubu alamaz. Dahası bomba ihbarları ile huzurlarını kaçırırlar.

Arı gibi sokar…

Ali, baskılara rağmen geri adım atmaz. Aksine “ben bir din savaşçısıyım, gücümü Kur’an-ı kerimden alıyorum” demekten kaçınmaz.

Ringteki zaferler zincirine Jerry Quarry’i yenerek başlar. Ancak Joe Frazier ile yaptığı maçı üstün bitirmesine rağmen hakemler rakibinin elini kaldırırlar. Bakın şu aksiliğe ki Ken Norton ile yaptığı maçta çenesi kırılır, maçı bırakmak zorunda kalır. Herkes Ali’nin bittiğini söylerken Frazier’i eze eze yener ve rövanşı alır. Ardından Zaire’de insan azmanı George Foreman’la karşılaşır. Foreman girdiği ormanı baltayla kıymık kıymık edip bitiren bir insan azmanıdır. Ali, maçtan bir ay evvel Kinşasa’ya yerleşir ve halkın sevgisini kazanır. Onları arkasına alır ve boksörlere ders olarak okutulacak bir taktikle Foreman’ı dağıtır. Rakibini 7 raund yorar, 8. raundda saldırır ve zemine uzatır. Ertesi sene Manila’da 25 bin kişinin önünde Frazier’le karşılaşır. Bu ölümüne bir maçtır, 14 raundun sonunda ikisi de perişandır. Ancak Frazier’in şuuru bulanınca Antrenörü Eddie Futch maçtan çekilir unvan Ali’ye kalır.

Yeni bir çığır açar…

İnsan bu, her zaman mükemmel olamaz ya. İşte hanımı Belinda Boyd’dan ayrılıp Veronica Porsche ile evlendiği bunalımlı dönemde tecrübesiz rakibi Springs’e yenilir ve silbaştan mücadeleye atılır. 1978’de Dünya Şampiyonluğunu geri alır.
Profesyonel döneminde sadece 3 kez yenilen, Muhammed Ali, 36 yaşına kadar boks dünyasının efsane ismi olmayı başarır. 56 maçın 53’ünü kazanır, 37’sini nakavtla alır.

Ancak boksörleri bekleyen akıbet (parkinson) onu da yakalar. Dindar bir Müslüman olan Lonnie ile evlenir, Michigan’daki çiftlik evinde gözlerden ırak yaşar.

Bu arada beyazlar da değişir ya da “değişti” rolüne soyunurlar. Atalanta Olimpiyatları’nda meşaleyi yakma şerefini ona bağışlar ve nehre attığı madalyanın yerine, yenisini takarlar.

Ali iyi bir örnek olur. Ekonomi, sanat ve siyaset sahnesinde ağırlıklarınca yer bulamayan zenciler sahalarda boy göstermeye başlar, atletizm, boks ve basketbolda madalyalara el koyarlar…


Dünyaca ünlü boksör Muhammed Ali’nin çocukluğunun geçtiği ABD’nin Kentucky eyaletindeki evi, şimdiki sahibi Steve Stephenson 50 bin dolara satışa çıkardı.

Evin değeri ise emlak uzmanları tarafından 23 bin dolar olarak hesaplanıyor.

Boksör Muhammad Ali; anne, babası ve erkek kardeşi ile birlikte yaşadığı Kentucky’deki evde, 12 yaşında boksa başladı.


Efsanevi boksör Muhammed Ali’nin ölüm döşeğinde olduğu iddialarına kızı yanıt verdi.

Boksun yaşayan efsanesi Muhammed Ali’nin kızı May May Ali, babasının “ölüm döşeğinde” olduğuna ilişkin söylentileri yalanladı.

Bazı İngiliz gazetelerinin, Muhammed Ali’nin kardeşinin açıklamalarına dayanarak verdiği haberleri yalanlayan May May Ali, babasının sağlık durumuna ilişkin sık sık ortaya atılan bu tür iddiaların gerçeği yansıtmadığını kaydetti.

May May Ali, daha dün sabah telefonla konuştuğu babasının iyi olduğunu ve Arizona’daki evinde, Baltimore Ravens formasıyla Amerikan futbolu şampiyonası “Super Bowl”u izlediğini söyledi.


Dünyaca ünlü eski boksör Muhammed Ali’nin 1971 yılında Joe Frazier ile yaptığı maçta giydiği eldivenler, düzenlenen müzayedede 388 bin dolara alıcı buldu.

İngiliz basınında yer alan haberlere göre, tüm zamanların en iyi ağır siklet boksörleri arasında yer alan Muhammed Ali’nin 1971 yılında döneminin bir diğer ünlü boksörü Joe Frazier ile “yüzyılın kapışması” olarak nitelenen maçta kullandığı eldivenler, ABD’nin Cleveland kentinden düzenlenen müzayedede satışa çıktı.

Frazier’ın hakem kararıyla kazanarak dünya ağır siklet boks şampiyonluğunu ilan ettiği maçta Ali’nin kullandığı eldivenler, adı açıklanmayın bir koleksiyoncu tarafından 388 bin 375 dolara satın alındı.

ABD’nin Vietnam ile savaşa girdiği dönemde askerlik görevini yapmayı reddetmesi ve Müslüman kimliğiyle de döneminin en çok konuşulan isimleri arasında yer alan Ali, 1974 ve 1975 yıllarında Frazier ile iki karşılaşmaya daha çıkmış ve bu maçları kazanarak şampiyonluk unvanını geri almıştı.

ABD’li boksörün ilk dünya şampiyonasında giydiği eldivenler ise 836 bin 500 dolara alıcı bulmuştu.

ORHAN AYHAN, MUHAMMED ALİ’Yİ ANLATTI

Muhammad Ali Best Knockouts

Algılayış…

Standard

03_psikolojik_gercekler_beyin_th

Algım kitleniyor son zamanlarda. Kafamdaki görüntüler sabitleniyor; gözlerim aracılığıyla gördüğüm şeylerle hayallerim aynı yöne bakmaya başladı; bu tehlikeli.. Bunu biliyorum…

Üzerine düşünmeden edemedim ben de. Bir şey üzerine düşünmeye başladığımda bu kendi bilgeliğime sorduğum bir soru ile başlar. Ve ardından cevaplar net bir şekilde zihnimde beliriverirler. Bu ben de hep böyle olur. Gerçek zihnim açığa çıkar ve sıradan zihnimin düşünerek içinde debelendiği konulara açıklık getiriverir.

Algılayışın kitlendiği gibi bir cümle beliriyor zihnimde. Kitlenmenin sabitlenmekle eş olduğu bu sanrılı durum, bir ruh hali. İçinde bulunduğum çevre dikkatimi ister istemez gönüllü bir şekilde değil gönülsüz bir şekilde ona verdiğim için beni de ele geçiriyor. İsteksizlik ardından aynı yöne bakan parçaları harekete geçiriyor. Bir mecraya düşüyorum. Bu yerde iç sıkıntısı, çabalamadan akma isteğime ket vuruyor. Anlamsızlaşmaya başlayan şeyler çoğalıyor ve hiçbirşeyin elinden tutmak istemediğim bir ruh haline sokuyor beni. Ben depresyona böyle giriyorum.

Toplum, içinde bulunduğum şartlar her ne kadar kendimi dahil hissetmesem de kendi dinamiğinde dönen bu etkileşimin çarkından besleniyor. Bu beslenme benim ne bedenimi ne de ruhumu doyuruyor bunu biliyorum. Ama doyurmayan şey tüketiyor da. Tükeniyorum yavaş yavaş.

Algımın kapanmaya başladığı tehlikesiyle burun buruna kalıyorum. Onca farkındalık, onca içgörü, onca kıymetli deneyim çekiliveriyor sanki bir kenara. Ve hepsi bununla nasıl başedeceğimi merakla bekler gibi bırakıyorlar beni yalnız. İşte o noktada çabalamam gerekiyor. Kalkmak, silkinmek ve kendime gelmek için..

cybercrimeinnovations-227x400Beynim yorgunsa eğer ki insan enerjisinin %95’ini alan beyindir. En çok enerjiyi beyin tüketir. Bu da çok düşünmenin, gereksiz düşünmenin, ruha, varlığına uygun olmayan ahenksiz, akortsuz ve sana lazım olmayan, sana uygun olmayan hallerin karanlık denizinde gereksiz yere kulaç attığında olur. Kişisel algılama, incinme, gücenme, kızma, öfkelenme gibi düşük bilinç düzeylerine kendini indirgediğin bir ruh haline girmişsindir. Toplumun genel değer yargıları, gelenekler, çoğulcu bellek üzerine kurulu sanrılı inançlar, televizyon gibi dikkati dolayısıyla algılayışı bir noktada tutmaya zorlayan, onu sabitleme üzerine kurulu organlar işbaşındadır. Algılayış her an üzerine çullanan avcılar tarafından harcanmaktadır.

İnsan tüm bunların farkında olup da kişisel disiplinin sağlayamadığında işte bu tuzaklara düşer, tekrar ve tekrar yeniden düşer.

1abcde

 

 

İşte ben de böyle düşerim!

Kırgınlıklar…

Standard

Kırgınlık ne ilginç bir şey. Doğası gereği insanın içinde açılmış yaralar gibi. Kimi ince, kimi derin kimi de yüzeyde…11aa

Herhangi birine kırgınlık hissettiğinde bunun ilk önce o kimseyle ilintili olduğunu düşünme hatasına düşerim ben de. Sonra sonra daha yukardan bakabildiğimde onun bu davranışının kendi değer yargılarının bir ürünü olduğunu ve kişiselleştirdiğim ölçüde kendimle ilişkilendirdiğimi görürüm. Bu bağı hiç kurmadan koparıp atmak gerek ama duygusallık denen illet çoğu zaman iş başında oluyor. Ama kırgınlık denen anlamsız duygunun insana ne kadar zarar verdiğini bilirim. Ne kadar gereksiz ve anlamsız olduğunu da… Her seferinde sınıfta kalmışlığım ise karşıdan bana bakıp gülmeye devam ediyor.

Bu kırgınlıkların karşısında her kim varsa bu insanların bazılarının beş para etmez, bazılarının değersiz bazısının da benim için ne kadar değerli olduğunu görürüm. Ve kişiselleştirdiğim konuların aslında kırılmama değmeyen, kendimi kimi zaman boş yere üzdüğüm takıntılar olduğunu da.

İçimdeki insan anlayışı da çok başka. Kirlenmemiş ve onca tecrübeye rağmen insana olan inancım da kirlenmemiş yazık ki! Bunun hala ısrarla içimde temiz kalmış olması beni bile şaşırtıyor! İnsan ile ilgili pek çok konuda pek çok şeyi derinlemesine irdelediğim için de işin içinden çıkamadığım oluyor!

Hayat, aslında herşeyin çoğu zaman anlamsızca ve içinde anlam aramaya gerek duymaksızın akıp gittiği bir nehir gibi! Ya da meseleleri kendinle özdeşleştirmediğin ve içinde büyütüp küçültmediğinde aslında herşeyin kendi halinde ve olduğu kadarıyla var olmakta olduğunu görürsün. Karşıda her nerede, hangi resmin içinde veya hangi anlam kargaşasında kaldıysan o çerçeveden bakmakta ve o sınırlı bakışa kısılıp kalmış olma durumunda olduğundur gerçek! Karşıdaki eksiklik, sınırlılık, kargaşa ile bağlantı kurup birtakım beklentiler yaratarak onunla özdeşleşme durumundasındır. Ve bu eksiklik kendinin de eksik olduğunu düşünmeye zorlar seni. Evet birde bakmışsın buna inanmaya başlamışsın. Etiket senin etiketin oluvermiş! Bu bu kadar basit ama basitlik bunu anlamaya yetmiyor işte kimi zaman. Gerçek deneyimlerle karşılaşıldığında, sözümona bildiklerin bir kenara çekiliveriyor ve yalnız bırakıyorlar seni.

Tabii, karşıdakini ‘adam yerine koyma’ meselesi de var. Sanki karşıdaki tam da sen eksiksin gibi ironik bir yanlış algılayış durumuna giriyor insan.Karşıdaki adam mı da adam muamelesi yapıyorum. İşte burda kendi kendime gülmem gerekiyor. Neyi ciddiye alıyorum,kimi ciddiye alıyorum ki! Boşuna söylememişler; ‘Ederinden fazla değer, soytarıyı kral eder!’

Bir de bu tip kırılmalarda insanın şeyleri önemseme zincirinde birtakım aksaklıklar olduğu da doğrudur ve bu karşıdaki ile değil insanın kendisiyle çözmesi gereken bir durumdur kanımca.

Yine de hala bu kırgınlıkların içimi acıttığını ve dersimi bu konuda tamamlayamadığımı görüyorum. Kendi adıma bunda kesinlikle kurtulmak istediğimi de..

Anlamsız ve gereksiz bir yükü, kimilerinin yükünü taşımanın ne manası var ki! Kendi kendime sürekli söylediğim birşey bu; ‘insanlara darılma, kırılma, farkındalıkları o kadar.’

Yük yüktür ve bırakılması gerekir. Bu durumların geride bırakılmaları gerekir.

Ve de öyledir.