Category Archives: Siyaset

Hürriyet

Standard

images (1)

Hürriyet (erkinlik) başkasının baskısı, yasağı altında olmamaktır. «Hürriyet» in zıt anlamlısı, «esaret» tir; kulluk, kölelik, savaşta düşman eline, düşmek anlamına gelir.

Hukukta «hürriyet» ferdin, dilediği gibi davranabilmesi, fiillerini yasaklayan veya sınırlıyan bir kuralın bulunmaması halini anlatır.

Bu anlamda «hürriyet» ahlak, din ve hukuk kuralları sınırlandırılmış olan hareket serbestliğidir. Hürriyetle sorumluluk şuuru birbirleriyle kaynaşmalı, her insan hukuka ve vicdanının emirlerine uymalıdır.

Hürriyet, iç ve dış güvenle ayakta durabilir. Demokrasilerde hürriyet, Devlet meşruluğunun belli başlı şartıdır. Devletlerin iç düzenlerinde hürriyet, anayasalarla belirtilir.

132

Tarihte Kölelik ve Hürriyet

Esirlik (kölelik) ise «insan» dediğimiz varlığın, bir mal gibi, hak konusu olabileceği düşüncesine dayanır. Bu düşünce İlkçağ’da yaşamış, Ortaçağ’da ahlâk ve din bakımından reddedilmiş, fakat bazı ülkelerde ve bölgelerde fiilen devam etmiş, Yeniçağ’da ise hukuken de meşruluğunu kaybederek kanun dışı bırakılmıştır. Bugün bütün dünya kanunlarında, insanı hürriyetlerinden yoksun bırakan her türlü hareketler suç sayılmaktadır. İnsanın bir hak konusu olmaktan çıkışı yüzyıllar olmuştur.

Köleliğin var olduğu çağlarda savaşta yenilenler yenenlerin, borcunu ödeyemeyen alacaklısının, suç işleyen de devletin yahut suçtan zarar görenin kölesi olurdu. Esir ana babadan doğanlar da köle sayılırlardı.

İktisatçılar köleliği, iktisadi hayattaki zorunlu şartların sonucu olarak kabul ederler: Çobanlık çağında doğan kölelik, tarım çağının ağır çalışma şartları dolayısı ile gelişmişti. İktisadi hayatta ticaret ağır basmaya başlayınca, kölelik düzeni zayıfladı. Kölelikle iktisadi şartların sıkı ilintisini açıklamak için iktisatçılar Amerika’yı örnek gösterirler: Avrupa’da kölelik ortadan kalktıktan sonra da Amerika’nın zengin topraklarında büyük tarım işlerini yürütmek için Amerika’nın Güney eyaletleri, köleliği devam ettirdiler hattâ bu yüzden acı bir iç savaşı bile göze aldılar.

Dünyada işlenmiş taze topraklar azalınca, köleliğin zararlı tarafları meydana çıkmaya başladı. Bu türlü topraklardan bereketli ürün elde etmek, canla başla çalışmaya bağlıydı. Köleler ise, isteksiz iş görüyorlardı, çok defa gördükleri işte usta değillerdi. Bundan dolayı, köle çalıştırmak, toprak sahipleri için zararlı hale gelmişti. Köleye, çalıştığı topraklardan bir parça ayırıp onu kısmen serbest bırakmak, üründen bir miktarını, toprak kirası olarak, almak daha karlı görüldü. Böylece, «serflik» sistemi ve «feodalite» (derebeylik) doğdu.

Kölelikten hürriyete geçiş birdenbire olmadı. Once kölelerin sahipleri onlara bazı haklar tanıdılar, boş zamanlarında çalışıp kendileri için para kazanmak müsaadesi verdiler. Evlenme izni de hürriyete doğru yeni bir adım oldu. Bundan sonra, «toprağa bağlı serflik» çağı gelir. En sonunda, kölelerin yükümleri, çalıştıkları toprak için mal sahibine para ile kira ödemekten ibaret kaldı.

Bu yavaş ilerleme de gösteriyor ki, insanlık, hürriyeti, pek büyük savaşlar sonunda ele geçirebilmiştir. Bugün dahi, insanlar, hürriyeti korumak için ağır fedakârlıklara katlanmaktan kaçınmamaktadır.

I-RACCONTI-Freedom-befreiung-zenos-frudakis-sculpture-680x365

Reklamlar

Rus Karikatüristin Gözünden ‘Putin Tişörtü’

Standard

Rus karikatürist Sergey Elkin, Deutsche Welle için çizdi.

rus-karikaturistin-gozunden-putin-tisortu-8176610_x_o

Rus karikatürist Sergey Elkin, Deutsche Welle için çizdi. İlk karikatüründe Türk-Rus gerilimini yansıtan çizer, aynı konuda üretmeye devam ediyor. Bu defa da karikatürde Rusya lideri Vladimir Putin yer alıyor.Fenerbahçe, UEFA Avrupa Ligi’nde Rusya’nın temsilcisi Lokomotiv Moskova’yı 16 Şubat’ta Kadıköy’de ağırlamıştı.

Lokomotiv’in Fenerbahçe karşısında 2-0 mağlup olduğu maça Moskova takımının oyuncusu Dmitri Tarasov damgasını vurmuştu.

Tarasov, sahaya üzerinde Putin’in fotoğrafı olan bir tişörtle çıkmıştı. Putin’i askeri giysiler içinde gösteren fotoğrafın altında ise Rusça “en nazik başkan” ifadesinin yer aldığı dikkat çekmişti.  Dmitri Tarasov, sarı kart gördüğü için 25 Şubat’ta Moskova’da oynanacak rövanş maçına çıkamayacak. Kulübü Tarasov’a 300 bin euro para cezası verirken, UEFA’nın da futbolcuya ceza vermesi bekleniyor.
Kaynak: Deutsche Welle

Bilal Erdoğan’a İtalya’da ‘kara para’ soruşturması

Standard
Hakan Uzan tarafından Bilal Erdoğan hakkında verilen kara para şikayet dilekçesi dikkate alındı ve Erdoğan hakkında araştırma başlatıldı.

Bilal Erdoğan hakkında Hakan Uzan tarafından verildiği ortaya çıkan kara para aklama şikayet dilekçesi dikkate alındı.

bilal

İtalyan İlgiornale Gazetesi’nin haberine göre Hakan Uzan tarafından Floransa Barosu’na kayıtlı Avukat Massimiliano Annetta aracılığıyla savcılığa İtalyanca ve İngilizce verilen, Bilal Erdoğan’ın Türkiye’den getirdiği öne sürülen “Yüklü miktarda paranın” araştırılmasını talebi uygun görüldü.

bilal-erdogan

Savcı Emanuela Cavallo Bilal Erdoğan hakkındaki kara para akladığı iddiasıyla soruşturma başlattı.

Bilal Erdoğan İtalya’ya eğitim amaçlı gittiğini Bologna’daki Johns Hopkins üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini açıklamıştı.

Tekhne ,Bilim ,Felsefe ve Siyaset

Standard

laocoon

Teknoloji teriminin söylencelerden felsefe metinlerine çeşitli bağlamlarda kaşılaşıyoruz. Tekhne kavramının söylencelerde siyasal düşünceler çağrıştırması, Platon ve Aristoteles’in metinlerinde ise doğrudan siyasal düşünce çerçevesinde ele alınması dikkat çekicidir.

Sözlüğe göre tekhne sözcüğü ilk metinlerde sanat, el becerisi, özellikle metal işleme ve gemi yapımcılığı sanatı anlamının yanı sıra düzen, dolap, oyun, kurnazlık gibi anlamlarda, sonraki metinlerde, özellikle de Platon ve Aristoteles’in yapıtlarında bugünkü teknoloji teriminin anlamına çok yakın bir anlamda, bir şeyin elde edilme yolu, bir şeyin yapılması ya da belli bir eyleme için gerekli kurallar, kural dizgesi, kısaca yöntem anlamında kullanılmıştır.

tekhne kavramının birlikte anıldığı-belki de tekhne kavramını temsil ettiklerini söyleyebileceğimiz tanrı figürleri -eski Yunan’da egemen siyasal dünenin idealleştirilmiş bir ömeği olan Olimpos monarşisine başkaldıran tanrılardır. Prometheus ve Hephaistos, adlan tekfıneden ayrılmayacak bu iki tann, söylencelerde kral-tanrı Zeus’un gücünü sınayan, hatta açıkça onun erkini tehdit eden tanrılar olarak sunuluyorlar.

Zeus demirci tann Hephaistos’u kendisine saygıda kusur ettiği için sakatlar, Hephaistos kral-tannnın gücüne boyun eğerek ister istemez onun uşağı, sarayının demircisi, sanatçısı olur. Hephaistos’u düzen ve uyum uğruna mutlak egemene başkaldırmaya iten istenç sonsuza dek sakat bırakılmak gibi bir ölümsüze verilebilecek korkunç bir cezadan sonra onu yine düzen ve uyum peşinde koşturur. Hephaistos artık arabulucu bir tann olmuştur, ondaki düzen tutkusu, dışa birdenbire taşamayan değiştirme istenci sanat yapıünda kendini gerçekleştirecektir, Hephaistos yöntemli savaşacaktır, egemenliği yöntemle arayacaktır, tekhne ister sanat, ister hile olsun, kurmayı ve beklemeyi, sabır gerektirir, oysa sanki karşıtından doğmuş, zorla öğrenilmiş gibidir.

Zeus’un silahını, ateşi çalan ve insan soyuna- Aeskhylus’un yorumuna göre- ateşle birlikte tüm sanatlan, tekhneyi bağışlayan Prometheus da yine Ölümsüzlere verebilecek en ağır cezalardan birine, sonsuz acı cezasına çarptırılır. Söylencelerin kendisine bıraktığı malzemeyi işleyen tragedya yazan Aeskhylus’un Prometheus’unda tekhnenin eski Yunan dilindeki bütün anlamlarının cisimieştirildikİerini görürüz. Prometheus’un Zeus’un ateşini kaçırmak için kurduğu düzen, hile anlamında, tekhnedir, Promeiheus’u insanoğluna yalnızca ateşi vermekle kalmaz, ateşie birlikte belki de şairin ateşle simgelediği bütün uğraşlan. sanatları, zanaatian ve hepsinden önemlisi, bütün bu uğraşların temel koşulu olan usu, belleği sunar daha önceleri hayvandan farksız olan insanoğluna, Prometheus adı prometheomai fiilinden türetilmiştir, basiret, doğru görüş, uzağı görüş anlamına gelir. Bilimler, sanatlar, yöntem gerektiren bütün insan uğraşlan, hep bir erek ve bu erek için yöntemli bir çabayı gerektirmiştirler. Uzağı görmek şu andan sonrası için, ödeyilerde bulunmak demektir. Bugünkü bilimin en temel kaygısı, kendi kendini sınama ölçütü de öndeyilerinin gerçekleşmesi değil midir? İşte Aeskhylus’un Prometheus’u bu uzağı görme istencinin cisimleşmiş biçimidir. Aeskhylus Prometheus’a insan soyunun geleceğini söyletir. Belki Prometheus yalnızca bir bilicidir, ancak eski bilicilik geleneğiyle bilimler arasında bir akrabalık ilişkisinden pekala söz edilebilir,

Hephaistos ve Prometheus’un söylencelerde siyasal güçler olarak betimlendiklerini, en azından böyle bir yorumun olanaklı olduğunu söyleyebiliriz. Zeus’un düzeninde tekhneden başına buyruk bir güç olmasına ya da denetimden çıkmasına göz yumulamaz. Zeus hile, düzen, kurnazlık anlamında tekhneyi bilvask ve gerektiğinde uygulamak zorundadır, başka türlü erkini sürdüremez. Yine Zeus yapma ve eyleme yöntemi,sanat, zanaat anlamında tekhneyi de elinde ve denetiminde bulundurmak ister, uyrukları onun için çalışacak ve üreteceklerdir, tekhne erk için en değerli araçtır, bir yandan ondan yararlanırken bir yandan da onu uygulayanların bu gücü erk elde etmek için kullanmalarının önüne geçilmelidir. Bunlar yapılmazsa krahn iktidarının, belki de krallık yönetiminin sonu gelecektir. Böylece Haphaistos ve Prometheus figürleri çevresinde gelişen bütün söylencelerde eski Yunan siyasal düzeninin yapısının ve sorunlarının bir yansısının seçilebileceğini söyleyebiliriz.

Platon ve Aristoteles’in felsefelerinde siyasal düşüncenin önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Bu filozofların tekhne kavramını incelerken ona hemen hep bir siyasal düşünce çerçevesinde yer verdiklerini görmek ilginçtir. Platon ve Aristoteles yaşamları boyunca siyasette çalkantılara, geleneksel olmayan hükümet biçimlerine tanık olmuş ve yeni siyasal düzen seçenekleriyle geleneksel düzenin çekişmesinde gelenekselin tarafını tutmuşlar, gelenekselin savunmasını üstlenmişlerdir. Toplum yapısındaki değişimlerin getirdiği yeniliklere aristokrasinin tepkisinin belki de Platon ve Aristoteles’in yapıtlarında dile geldiğini söyleyebiliriz.

Platon’un metinlerinden tekhneleri uygulayanların yönetimde hatta kuramsal alanlarda söz sahibi olmayı isteyecek kadar güçlenmiş oldukları anlaşılıyor. Platon halkın felsefeye ve yönetime yaklaşmasını bir türlü içine sindiremez. Onun sözleriyle “…bu gelenler de kendi küçük işlerinde en usta olan adamlardır…Sanatlarında, tezgahların başında bedenleri bozulmuş, küçük işler göre göre, ruhları yıpranıp alçalmış bir sürü yarı değerli insan düşer(Ier) [felsefenin] üstüne.” {Devlet. 495 c e). Platon’un belli bir tekhnenin yönettiği uğraşlara, zanaatlara ve sanatlara karşı düşmanca tutumu, aristokrasinin bu yeni gelişmeye, toptum yapısındaki bu zemin kaymasına tepki olarak görülebilir. Soyluya özgü uğraş, felsefe ya da Platoncu diyalektik, her ne kadar başlı başına bir yöntem, hatta Platon’a kulak verdiğimizde, bütün sanatlan ve kuramsal bilgiyi, bilimi sınayan ve denetleyen ve kullanan bir yöntemler üstü yöntem gibi görünse de, Platon diyalektiğe kesinlikle bir sanat, bir bilim gözüyle bakmaz ve tekhne sözcüğünü diyelektiği nitelemek için kullanmaktan özenle kaçınır. Ona göre yönetim sanatı ya da yönetim bilgisi bile geleneksel anlamda tekne sayılamaz, yöneticilerin doğal bir yetiyle donanmış olmalan gerekir, bu farklı insanlar, gerçek filozoflar, bir tezgahın, bir sanatın, belletinlen bir yöntemin köleleri olamazlar. En azından Platon Devlette ve Devlet Adamı’da bu görüştedir.

Söylencelerdeki tema Platon’da yineleniyor: tekhne yöneticinin elinde olmalıdır, yönetici olmamalıdır, yönetici belli bir tekhnexun egemenliğinde değildir; yönetim sanatı doğal yetiler ister, gerçek filozof doğaçtan yönetecektir, o bütün kuralların, yasaların üzerindedir, onların yaratıcısıdır, en yüksek uğraş diyalektik ise tekhneden büsbütün bağımsızdır, onun ötesindedir, yönlendirir ve denetler.

Aristoteles Platon’un insan uğraşları arasında kurduğu hiyerarşiyi neredeyse olduğu gibi korur ve temel gereksinimleri karşılayan zanaatları en alta, yönetim sanatını bunlann üstüne, en soyut, bir gereksinimi karşılama düşüncesinden en uzak olan uğraşı, ilkeler üzerine düşmeyi, metafiziği en üste koyar. Kendi için istenir olan, amacı kendisi olan uğraş kendisinden başka bir amaca araç olan uğraşla karşılaştırılamaz.

Bütün zanaatlar ve sanatlar yapmayla (poietike) ilişkilidirler. Eyleme (praxis) ise bilgeliği, phmnesisi gerektirmektedir. Eyleme tekhne değil epistemeàir, bilgidir. Amacı kendi dışında olan sanatların ve bilimlerin başına Aristoteles politikayı koyar ve ona bütün bilimlerin en yetkelisi der -devlette hangi sanatların ve bilimlerin nasıl ve kimler tarafından çalışması gerektiğini o belirlemelidir. Böylece Aristoteles de geleneksel görüşten ayrılmaz.

Ancak Aristoteles’in bilgi kuramında tümevarım ve tümdengelimi bilgi için iki meşru yol olarak tanımakla tekhne yorumunda Platon’un katı aristokratik tutumundan farklı bir yol seçtiğini söyleyebiliriz. Platon tikelleri tekneye özgü gereçler olarak görüyor ve gerçek bilgi alanından büsbütün dışlıyordu. Oysa Aristoteles için tikellere dayanan tüevanm (epagoge) bir yandan bütün sanatların ve bilimleri, tekhnenin yönettiği bütün alanların vazgeçilmez gereciyken bir yandan da praxis alanının ayrılmaz bir parçasıdır: bilgelik deneyim gerektirir.

Eski Yunan dünyasından en değerli sayıian uğraş hep tekhnemn üstünde görülmüştür. Yöntem, tekhne. tikellere yinelenmelere dayalıdır, soylulara, filozoflara özgü Uğraş tini esir eder. kötürüm eder. Bu Özgürlüğe alışmış soylunun dayanamayacağı bir boyunduruktur. Filozof kuramsal alana egemendir, egemen olmalıdır: üstûnlüklü yetinden ayrıntılarıyla icra etmediği sanatları yani kullanıcısı olmadığı teknolojileri hatta bilimleri denetim altında tuttuğu kanısındadır ya da en azından bunu istemektedir.

Gemicinin Mısır’a giderken uyguladığı yöntemleri ilk elden tanıması gerekmez, o hem matematik ve geometriyle, dahası ilkelerin bilgisiyle tüm yapma yöntemlerinin altında yatan özü bilir, hem de siyaset bilgisiyle aralarında gemiciliğin de bulunduğu tüm teknolojilerin, bilimlerin uygulamalarını ve üretimlerim denetlemek ister. Belki de filozofların, ve felsefecilerin teknolojiye ve bilime bakışı bugün de eski Yunan düşünürününkinde çok farklı değildir. Filozof bugün de teknolojiye ve bilime yukarıdan bakmak istemiyor mu? Bilimin, teknolojinin düşünsel evrenimizi egemenlik altına aldığı çağımızda bilim felsefesinin ve bilim eleştirisinin düşünsel evrenimizi egemenlik altına aldığı cağımızda bilim felsefesinin ve bilim eleştirisinin yazındaki ağırlıgı felsefenin bilime terk ettiği alanlarda hâlâ hak aradığının belirtisi olabilir mi?

Felsefe bir yandan pek çok alanı yöntemleri belli evrelerde değişmeyen bilimlere bırakmış ve alçakgönüllülükle köşesine çekilmiş görünse de belki bilimi,yöntemlerini, yarattığı kültürü incelemeyi ve değerlendirmeyi görevlerindenden sayarak iddiasını sürdürmektedir. Felsefe kendini eleştiriyle sınırlar gibi görünüyor; acaba bu eleştiride egemenlik tutkusu yok mudur?

Belarus Devlet Başkanı ‘ndan Putin ‘e sandalye şakası….

Standard