Category Archives: Şiir

Koca Bir Hiç!

Standard

1024px-Ajax_suicide_BM_F480Bu alemdeki cümbüş ve debdebeye aldanma !

Uykuda vücudun lime lime doğransa bile korkma !

Zira bu dünya bir rüyadan ibarettir !

Hiç! Koca bir hiç… Sahi, hiç olan kocaman da olabilir mi? Yok mu çoktur yoksa çok mu yoktur? Varlık ne, hiçlik ne?

Susuyorsun…

Oysa sonbahar yapraklarının altında gezerken insan, bir an için durup düşünmeliydi… Düşen yapraklar sarılardır ve sarı yapraklar düşenlerdir. Son dermanlarıyla tutunurlar dallarına ama nafile, düşerler. Dal ile yer arasında son çırpınışın nihayetinde yere doğru süzülüverirler. Ne çok sıcaktır hava ne de soğuk… Köşede bir yerde halka tatlı satan da yoktur. Yapraklara basarak gezenlerse mutlulardır, manzaradan tat almaktadırlar.

Saate bakıyorsun… Zamanın geçtiği de belki yalan…Gelip geçen biziz… Tutunmaya çalıştığımızla kopacak gidecek olmak hazin bir gerçek…

O geçişler sırasında sana rastladığım ve yarı gizli bir yerlerin tozunu alırcasına sana bir şeyler yazdığım da yalan. Sen de yalansın.

İçi küf tutmuş bir odanın dış cephesisin sen. Dışı boyalı bir binanın çatlayan duvarlarısın. Dilinden dökülen nağmelere yabancı, gönlünün dikenlerine elsin. Küçücük kafatasına sığdırdığın alem, bir tek fikir için bile büyük geldi!

Ah alçaklar! Burnu pislik içinde gösteriş arayan zavallılar! Alem o değil!

Gitmeden hemen önce son bir kez bakmak geride kalanlara… Yükselmek göklere… İnsan olmak… Nefsini bilmek ve bilmek aşkını. Çünkü aşkını ancak kendini bilenler bilir. Çünkü ancak kendini bilenler insandır.

Oysa sen kendine bile yabancısın. Oysa sen, sonbaharı bile bekleyemeden düşüyorsun. Sonra hazan olsun, yeri dile ve bırakayım, düş! Düş ve adı yitmek değil, vuslat olsun.!

Biz, hiç bir şey yaşamadık ki…
Konuşmadık hiç.
Görmek istemedik birbirimizi.
Aynı havayı solumadık, aynı denize bakmadık…
Sarılmak istemedik birbirimize, öpüşmedik hiç.
Yakamozlar eşliğinde yürüdüğümüz deniz kenarındaki ıslak kumlara ayak izimi bırakmadık..
Aklımıza gelince eski bir yürek sızısı,
gözyaşlarımızı akıtmadık birlikte.
Biz demedik hiç.
Aklımıza bile gelmedi.
Zamandan çaldığımızda, bir kelime için, aramadık birbirimizi…
Sahi, gördüm ki, biz hiçtik.
Var olmak istediysekte, hiçliğimize yenildik.
Kim bilir belki de paylaşmak isteyipte, paylaşamadıklarımıza…

Reklamlar

Eli işte Gözü Oynaşta!!!

Standard

Nereides03İtina ile kurgulanmış bir yazı düşünün. Oldukça akıcı, dili yalın, his dünyasının renkleri ile bezenmiş ve çok da doğal. Her birimizin hayatından ufak ve ama sıradan bir kesit hissi uyandıran, yormayan bir yazı bu. Hani daha sonra da meşgul etmesin zihninizi. “Vakit geçirmenize” yarasın, adı hoş vakit olsun ama izi kalmasın.

Böyle bir yazı yazar mısınız?

Evet diyenler içinde bir bölük insan var. Onlar zaten yazıyorlar böyle yazılar. Ama onların okunması ve yazılarının takip edilmesi için bir de yöntemleri bulunuyor. Akılda kalıcı ve daha sonra da yazarına çekici, yeni yazılarını merak ettiren bir ilave: Cinsel temalar.

Kendi tecrübelerimi paylaşmak için bu yazıyı bir araç olarak kullanmayı düşünmem hiç. Gözü açılmadık sığırcık yavrusu değiliz! Genel meseleleri özel olanlardan daha öne koyan yapımızla, lafını etmediğimiz bu tür konularda bile “yeterince” bilgi sahibiyiz. O konuların yazılarda hangi sebeplerle ve nasıl işlendiği konusunda da…

Bana bunu yazdıran ne öyleyse?

Beyin ve kalbi iğdiş edilmiş bir milletin çocuklarının, farkında olmayarak bu anlamda ırzını kendi eliyle teslim ettiğini görmekten duyduğum büyük rahatsızlık!

Üç kuruşluk aklı ve “zaten aşağılık olan kendinden” duyduğu aşağılık kompleksi ile Türk’e ve değerlerine ahmak ahmak saldıran saldıraylar, ahlâk kavramına da böyle kıvırma hamleleri ile ve salyalı ağızlarıyla yaklaşmaktalar.

Bütün canlılar içinde eşini kıskanmayan tek örnek domuzdur.

Müslümanız ve domuz eti yemeyiz.

Ancak, arkadaşlar, zaaflarınızdan faydalanılarak size domuz servis ediliyor ve daha ileri gidilerek bu servis işi de sizlere yaptırılıyor.

Milyonlarca sinek lağıma konuyor diye lağımı meşrulaştıramazsınız.

Hukuk, ahlâk ve vicdan herkesi sınırlar. Bunların ötesinde bir de ÖRF vardır.

Örfünüzü kaybederseniz, eşkıyalaşırsınız.

Sonra birileri -her canları istediğinde- sizi bir makine gibi kurar ve o ne derse onu yapar olursunuz gönüllü köleler gibi.

1960’larda ve 1980 öncesi bunu gördük.

Şimdi başka bir boyutuyla ahlâktan ve örften soyunmaktayız.

Kimin koynuna girdiğinizin ve kimlerin “sermayesi” olduğunuzun farkında mısınız?

Bu yazı burada biter. Yoksa canım çooook sıkılacak!

Hoş Bir Seda..!

Standard

ve herkes bir gün bitirecek,
Kum saatindeki tanelerini.

ve her kum tanesi hatıraya dönüşecek.
Arkasında sadece bıraktıkları kalacak.
Kimi bir kitap,
Kimi bir buluş,
Kimi sadece gülümsemesini,
Hatta bazısı nefretini bırakacak.
Herkes bir iz bırakmadan göçmeyecek bu diyardan.

Ah ne güzeldi…
Hoş bir seda olarak hatırlanmak.

Her gelene kucak açmak ne yüceydi!

Sevdiklerinin yüzünde gamze olmak,
Karıncanın gözünden hakikati görmek,
Her sevda türküsünde kulaklarının çınlaması ne iyiydi!

Yüzünden çok kokunun hatırlanması,
Öldüğün gün, gözyaşıyla karışık gülümsenerek hatırlanmak
Ah ne muhteşemdi!!

Ceyhun Özdemir üzerinden

Keşke..! Yüzgeçsiz Balık

Standard

“çivisi düşmüş tablolarda bir resimdi kendisi” istersem ellerimize birer şarap çizer ayyaş olurduk, istersem gözlerimizi karşı karşıya çizer aşktan sarhoş olurduk, her şekil de güzeliz biz eğer kalem elimdeyse keşke onunla kaderimizi ben çizebilsem tanrım bir kereliğine!

Yüzgeçsiz Balık üzerinden

Orda Duruyor…

Standard

 

Yağmurlu bir sabahtıb-471148-yac49fmur_altc4b1nda
Sobayı yakmıştım
Çayı koymuştum sobanın üstüne
İçim ıssızdı.

Yağmur hiç durmayacak gibiydi
Bütün gün yağmıştı
Gidecek bir yer yoktu
Gitmek istediğim bir yer yoktu
Bu ev bir sığınak gibiydi
Bir başkası olmaya çalışmadığım tek yer!

Unutmadım
Ne hissettiklerimi
Ne ıssızlığımı
Ne de yaşadığım o çok değerli anları..

Sen vardın
Güzeldin
Zariftin
Samimiydin
Benden biriydin
Issızlığıma ışık olan tek dost!

Sen hep varsın
İçimde güzel,içimde dost
Unutmadım
Orda duruyor!

SENİ SEVERKEN TERKETTİM KENDİMİ!

Standard

animeeee

Şimdi göçlere susuz bir şehir gibi,
Sensiz günleri ekiyorum,kurumuş göz çukurlarıma.
Bensiz bir hüzün gönderiyorum; Ve tüm terk edilmişliğimle sana !
Yalnızlığıma inat gözyaşı bırakıyorum,
En derinimde yaşlanıyor,tüm kilit vurulmuş sözler…
Yanlış bir yerinde canlanıyor , Hayatın en acınmaz gizleri.
İçimin kuytularına birikiyor hüzünler Ve senden geliyor en sahipsiz düşler.
Dokunsam ateş oluyor gözlerin, Buz kesiyor yaşlar uzağına kaçsam…
Şimdi sürgünüm kendime, Alev buğulu rüzgarlarda üşüyorum.
Ne zaman arasam kendimi içimde, sende kayboluyorum.
Bilmiyorsun ki; sen bende ne kadar çok! Öyle acıtıyor ki beni,
İçimin yollarındaki ayak izlerin. Kaç adım daha uzar hayat söyle,
Geceler beni sana sürükledikçe…
Ay düşünce kirpiğimin katresine, sen gecem oluyorsun.
Ben boğulurken gecemde, Sen gözlerimden firari süzülüyorsun.
Şimdi tüm küsüşler çağırıyor beni Güncemde yetim yağmur taneleri…
Bir gidiş olmalı diyorum, bir gidiş !.. Sensiz her yerde, senli her şeye…
Sahipsiz yalnızlığıma dokunuyor ellerin, Bense çocuksu bir ruhla üşüyorum.
Sahipsiz bakışlarından; gözlerinde ölmemeyi öğreniyorum.
Şimdi tüm kelimeler can çekişiyor aramızda Ağzımızdan kanıyor ayrılık;
Kilitli dudaklarımız öfkeli yarına, Yasaklı kentler yuva kuruyor kuytularımıza.
Yaralarım medet umuyor zamandan, Oysa unutmak ne zor hatırlamaktan.
İçi oyulmuş acılar hafifliyor omuzlarımda Ama bana en ağır yine sen !
Şimdi ayrılığın bile gelmeden zamanı Gitmem gerek senden.
Gözyaşlarımla yüreğine yazıyorum, Müsveddesi yaşanmış bir hayatın özetini..
Sen sayfa sayfa okurken her geçen yıl kendini,
Ben yolcusunu kaybetmiş bir yola başlıyorum.
Şimdi tek bir söz kaldı kulağımda yankılanan Ve seni acıtacak olan;
Ben seni severken terk ettim kendimi, Ve tüm terkedilmişliğimle daha çok sevdim seni !

sad_anime_boy_by_hissorixkaori-d3h47ct

“Çüş Bardakçı, çüş!”

Standard

mb-1096-B18D-0F95

Aziz Nesin’in Surname’sinde idi galiba: ‘Anasını şaapan Sülüman’ diye bir bölüm vardı. Bu tip olaylar gazetelere yansımıyor olabilir ama kitaplara girmiştir. Murat Bardakçı’yı tarihe meraklı bir okur olarak elbette takip ediyorum. Dellaknâme-i Dilküşa gibi eserlerden sayesinde haberdarız. Osmanlı’daki seks hayatıüzerine en çok (belki de yegâne) kalem oynatan yazar kendisidir. Bardakçı’nın yazdıklarından ve aktardıklarından öğreniyorum ki “eskiden ahlâk vardı herkes çok ahlâklıydı” lâfı doğru değildir. Osmanlı döneminde de her türlü rezillik vardı. Mesela Kalyoncu Süleyman… Romanı yazılası bir mübârek zat! Eğer kalemi güçlü bir yazar bu adamın hayatını kaleme alırsa ortaya çıkacak eser Gri’nin tonlarına elli basar. Süleyman’da malzeme çok. Ayrıca hayâl gücüne ihtiyaç yok. Gelelim Bardakçı’nın diğer sataşma, saplama ve saptamalarına… 1) Reklâm: Bir kitabın hemen her yerde reklâmının yapılmasına ben de karşıyım. Hele Orhan Pamuk (OP) kitaplarının. Öncelikle OP’un reklama ihtiyacı yok. Ayrıca reklam için verilen paraya da yazık. 2) Hayranlık: Bir edebiyatçıya, bir edebiyat eserine hayran olunması neden size bu kadar batıyor? Ne oluyor da “Dur ben şu romanı yerin dibine batırayım” deyip döktürmeye başlıyorsunuz. 3) Yüceltme: Biliyoruz ki Türk milleti kitapsız bir millettir. Matbaanın gecikmesinin sebebi bağnazlık veya isyan değil talebin olmamasıdır. Günümüz Türkiye’sinde eğer bir edebiyat eseri yüceltiliyorsa bundan memnun olmak gerekir. Edebiyata olan ilgi bizi memnun etmelidir. Bir yazarın imza gününde uzun kuyruklar oluyorsa bu tablo bizi mest etmelidir. 4) Sapıklıklar silsilesi: Mesele rezilliklerin gazetelere yansıyıp yansımaması meselesi değildir. Bu rezilliklerin olmasıdır. Tarihteki rezillikler Bardakçı gibi değerli yazarların katkılarıyla günümüz insanın dikkât ve irfânına sunulmuştur. Günümüzdeki rezillikleri ise internet denilen güzellikler âleminden her gün okuyoruz. 5) Menfur bir hayâl: Hayâllerden önce gerçeklere bakmak lâzım. Atatürk’ün annesine “O…” diyen insanlar var bu ülkede. Genelev’de çalıştığını söylüyorlar. Bu ‘tarihi bir gerçek’ olmadığına göre ‘menfur bir hayâl’dir. Romancının hayâlinden önce memleketin insan malzemesine dikkat edersek daha insaflı yorumlar yapabiliriz. 6) Çüş, oha, yuh: “Reis-i cumhurumuz uygun görürse onun zevcesi olabilirim. Sahabe hazretleri de cihat eden Peygamber efendimize zevcelerini ikram etmişlerdir” demiş bir kadın vatandaş. Gelen tepkiler üzerine şu cevabı vermiş: “Cahil cahil konuşacağınıza açın da biraz kitap okuyun. Sapkınlık olarak nitelediğiniz şey nezakettir. İkram ediyorum ikram.” Bardakçı arzu ederse bir “Ohaaa” çekebilir. Bunlardan çok var. Özellikle Levent Kırca ve Kamer Genç gibi insanlar öldükten sonra Müslümanların internet aleminde neler yazdıklarını okursa “Çüş”ü, “Oha”yı, “Yuh”u muhtelif tonlarda çekecektir. Belkikendi konumunu da sorgulayacaktır. 7) Yorum: Atatürk için şunu diyorlar: “Yahudiydi, dinsizdi, Allahsızdı. Millete dinini yasak etmiş, camileri ahır yapmıştı. Anası O..’ydu, babası kim belli değildi. Cenaze namazı kılınmamış, leşini toprak bile kabul etmemiş, otuz metre yukarıya fırlatmıştı!” Evet, bu dehşet verici hezeyanları yorumlamakta “Çüş” gibi ünlemler kifayetsiz kalıyor. Bu insan malzemesine psikiyatristlerin, tarihçilerin ve romancıların el atması gerekiyor. 8) Dinde zorlama yoktur: Bardakçı, televizyon programında, gelen eleştirilere “beğenmiyorsanız izlemeyin” cevabını veriyordu. Bu cevabı kendine ilke edinmeli, beğenmiyorsa OP romanı okumamalı, okuyanlara da karışmamalıdır. 9) Haddi aşmayı yasak eder, tutasınız diye size öğüt verir: Bardakçı değerli bir tarihçidir. İşine bakmalı, kendi uzmanlık alanının dışına çıkmamalı, zevzeklik etmemelidir. Tarihin Arka Odası’nda çokça yapmış olduğu bir şeydir bu. Mesela “Türk Edebiyatı’nda roman yoktur. Roman dediğin Anna Karenina’dır” diye buyurmuştu bir gece. Ben de oturduğum yerden bir “Ohaaa” çekmiştim. Çok şükür edebiyatımız güzeldir, zengindir. Bu büyük edebiyatta roman da vardır, şiir de. Deneme, öykü, piyes ve otobiyografi de. 10) Geç olgunlaşıyoruz: Türkiye’de 2005 yılında Orhan Pamuk yargılandı. Bir Allah’ın kulu çıkıp ta “OP yargılanamaz, OP Türkiye’dir!” diyemedi. 2016’ya geldik hâlâ mırın kırın edenler var. Hâlâ Fransa’nın 1956’daki seviyesinde değiliz.