Category Archives: Sex

Aşkın Sembolü Meğer Kadın Kalçasıymış!

Standard

kalp

Aşkın sembolü, kalbin sembolü olarak evrensel kabul gören işaretin kökeni.

Bu dünyada ticari olmadan en fazla tanınan sembol kalp işaretidir. Dünyada bu sembolün kullanılmadığı ülke kesinlikle yoktur.

Çoğumuzun içini ısıtan ve seven insanı, aşkı sembolize ettiğine inanılan bu simgenin aslında “kadın kalçası” olduğu iddia ediliyor.

Bu iddianın sahibi ise Amerika Ronaoke Üniversitesi sanat tarihi uzmanlarından Galdino Pranzarone. Pranzarone’ye göre hepimizin bildiği bu sembol aslında binlerce yıl önce doğurgan kadını sembolize eden bir simge ve geniş kadın kalçalarını anlatabilmek için kullanılmış. Doğurganlık özellikle insanlığın ilk dönemlerinde önemli bir özellik olduğundan hem doğurgan kadını hem de bereketli toprakları hep bu şekilde sembolize etmiş atalarımız.

Pranzarone’ye göre kalbin gerçek şekli ile çizilen şeklin bir alakası yok. Hatta kalbin rengi de tam olarak kırmızı değil. Bu şekil ya kadın göğüslerini ya da ters dönmüş kadın kalçası olarak betimlenmiş olabileceğini ileri sürüyor.

Klasik popüler kalp şeklinin ilk görüldüğü kullanıldığı yer ilk çağ dönemlerine ait bir çizimde İspanya’da mağaralarda rastlanıldı. Bu resimlerde kadın kıvrımları bu şekilde tasvir edilmişti.

Bu sembolün kalbi, aşkı, sevgiyi anlatması için aradan çok uzun zaman geçmesi gerekecekti. Kalbi simgelemek için bu sembol ilk defa 15. yüzyılda Avrupa’da soylular tarafından kullanılmaya başlandı. Aşkı anlatan bu sembol oyun kartlarında kullanılırken bir anda aşk mektuplarına da kayıvrdi ve burada da kullanılmaya başlandı. Aşk mektuplarından da ağaç kovuklarına yayılan bu sembol günümüze kadar yayıldı ve evrensel sevginin aşkın sembolü olarak kabul edil. Pranzarone’nin iddisları doğru olsa bile farklı bir sembole geçiş olması mümkün olmasa da bu sembolün kökeni hakkında bilgiler geniş bir kitle tarafından ilgi ile takip edilmekte.

 

“Çüş Bardakçı, çüş!”

Standard

mb-1096-B18D-0F95

Aziz Nesin’in Surname’sinde idi galiba: ‘Anasını şaapan Sülüman’ diye bir bölüm vardı. Bu tip olaylar gazetelere yansımıyor olabilir ama kitaplara girmiştir. Murat Bardakçı’yı tarihe meraklı bir okur olarak elbette takip ediyorum. Dellaknâme-i Dilküşa gibi eserlerden sayesinde haberdarız. Osmanlı’daki seks hayatıüzerine en çok (belki de yegâne) kalem oynatan yazar kendisidir. Bardakçı’nın yazdıklarından ve aktardıklarından öğreniyorum ki “eskiden ahlâk vardı herkes çok ahlâklıydı” lâfı doğru değildir. Osmanlı döneminde de her türlü rezillik vardı. Mesela Kalyoncu Süleyman… Romanı yazılası bir mübârek zat! Eğer kalemi güçlü bir yazar bu adamın hayatını kaleme alırsa ortaya çıkacak eser Gri’nin tonlarına elli basar. Süleyman’da malzeme çok. Ayrıca hayâl gücüne ihtiyaç yok. Gelelim Bardakçı’nın diğer sataşma, saplama ve saptamalarına… 1) Reklâm: Bir kitabın hemen her yerde reklâmının yapılmasına ben de karşıyım. Hele Orhan Pamuk (OP) kitaplarının. Öncelikle OP’un reklama ihtiyacı yok. Ayrıca reklam için verilen paraya da yazık. 2) Hayranlık: Bir edebiyatçıya, bir edebiyat eserine hayran olunması neden size bu kadar batıyor? Ne oluyor da “Dur ben şu romanı yerin dibine batırayım” deyip döktürmeye başlıyorsunuz. 3) Yüceltme: Biliyoruz ki Türk milleti kitapsız bir millettir. Matbaanın gecikmesinin sebebi bağnazlık veya isyan değil talebin olmamasıdır. Günümüz Türkiye’sinde eğer bir edebiyat eseri yüceltiliyorsa bundan memnun olmak gerekir. Edebiyata olan ilgi bizi memnun etmelidir. Bir yazarın imza gününde uzun kuyruklar oluyorsa bu tablo bizi mest etmelidir. 4) Sapıklıklar silsilesi: Mesele rezilliklerin gazetelere yansıyıp yansımaması meselesi değildir. Bu rezilliklerin olmasıdır. Tarihteki rezillikler Bardakçı gibi değerli yazarların katkılarıyla günümüz insanın dikkât ve irfânına sunulmuştur. Günümüzdeki rezillikleri ise internet denilen güzellikler âleminden her gün okuyoruz. 5) Menfur bir hayâl: Hayâllerden önce gerçeklere bakmak lâzım. Atatürk’ün annesine “O…” diyen insanlar var bu ülkede. Genelev’de çalıştığını söylüyorlar. Bu ‘tarihi bir gerçek’ olmadığına göre ‘menfur bir hayâl’dir. Romancının hayâlinden önce memleketin insan malzemesine dikkat edersek daha insaflı yorumlar yapabiliriz. 6) Çüş, oha, yuh: “Reis-i cumhurumuz uygun görürse onun zevcesi olabilirim. Sahabe hazretleri de cihat eden Peygamber efendimize zevcelerini ikram etmişlerdir” demiş bir kadın vatandaş. Gelen tepkiler üzerine şu cevabı vermiş: “Cahil cahil konuşacağınıza açın da biraz kitap okuyun. Sapkınlık olarak nitelediğiniz şey nezakettir. İkram ediyorum ikram.” Bardakçı arzu ederse bir “Ohaaa” çekebilir. Bunlardan çok var. Özellikle Levent Kırca ve Kamer Genç gibi insanlar öldükten sonra Müslümanların internet aleminde neler yazdıklarını okursa “Çüş”ü, “Oha”yı, “Yuh”u muhtelif tonlarda çekecektir. Belkikendi konumunu da sorgulayacaktır. 7) Yorum: Atatürk için şunu diyorlar: “Yahudiydi, dinsizdi, Allahsızdı. Millete dinini yasak etmiş, camileri ahır yapmıştı. Anası O..’ydu, babası kim belli değildi. Cenaze namazı kılınmamış, leşini toprak bile kabul etmemiş, otuz metre yukarıya fırlatmıştı!” Evet, bu dehşet verici hezeyanları yorumlamakta “Çüş” gibi ünlemler kifayetsiz kalıyor. Bu insan malzemesine psikiyatristlerin, tarihçilerin ve romancıların el atması gerekiyor. 8) Dinde zorlama yoktur: Bardakçı, televizyon programında, gelen eleştirilere “beğenmiyorsanız izlemeyin” cevabını veriyordu. Bu cevabı kendine ilke edinmeli, beğenmiyorsa OP romanı okumamalı, okuyanlara da karışmamalıdır. 9) Haddi aşmayı yasak eder, tutasınız diye size öğüt verir: Bardakçı değerli bir tarihçidir. İşine bakmalı, kendi uzmanlık alanının dışına çıkmamalı, zevzeklik etmemelidir. Tarihin Arka Odası’nda çokça yapmış olduğu bir şeydir bu. Mesela “Türk Edebiyatı’nda roman yoktur. Roman dediğin Anna Karenina’dır” diye buyurmuştu bir gece. Ben de oturduğum yerden bir “Ohaaa” çekmiştim. Çok şükür edebiyatımız güzeldir, zengindir. Bu büyük edebiyatta roman da vardır, şiir de. Deneme, öykü, piyes ve otobiyografi de. 10) Geç olgunlaşıyoruz: Türkiye’de 2005 yılında Orhan Pamuk yargılandı. Bir Allah’ın kulu çıkıp ta “OP yargılanamaz, OP Türkiye’dir!” diyemedi. 2016’ya geldik hâlâ mırın kırın edenler var. Hâlâ Fransa’nın 1956’daki seviyesinde değiliz.