Category Archives: Karadeniz

Karadeniz’in Oksijeni Bol 4 Yaylası

Standard

Karadeniz Bölgesi’nde gizli pek çok güzellik var. Bölgede bulunan yaylalarda bu güzellikler arasında. Gittiğinizde doğaya ve oksijene doyacağınız, hayran kalınası yerler. Karadeniz bölgesinin güzellikleri bunlarla bitmiyor tabii ki. Tavsiyem, yaylaları görmeye gidip, gitmişken hamsinin, çayın, fındığın en güzellerini de yerinde yemeniz.

ayder

Ayder Yaylası, Rize

1994 yılında milli park olarak kabul edilen Ayder Yaylası, ülkemizdeki en güzel yaylalardan biri… Şehirden kaçış için güzel bir alternatif. Yemyeşil doğasıyla huzuru bulabileceğiniz, kaplıcalarıyla rahatlayabileceğiniz Ayder Yaylası’nı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Bölge’de bulunan pek çok otelde ve dağ evlerinde konaklayabilirsiniz. Ayder Yaylası’na Rize’den ulaşım sağlayabilirsiniz. Ayder yaylasına gitmeyi düşünüyorsanız, Rize otobüs bileti alabilirsiniz.

Sis Dağı Yaylası, Giresun

Giresun’da bulunan Sis Dağı Yaylası’nın özelliği, denize yakın olmasından dolayı yılın büyük kısmında sis ile kaplı olmasıdır. Oluşan sis harika bir görsel şölen oluşturuyor. Milli Park olarak koruma altında bulunan yaylada her yıl Temmuz ayının üçüncü Cumartesi günü Sis Dağı Yayla Şenlikleri düzenlenir.

Sis Dağı Yaylasına giderek bu muhteşem tecrübeyi yaşamak isteseniz Giresun’a otobüs bileti alarak seyahatinizi planlayabilirsiniz.

Pokut Yaylası, Rize

Pokut Yaylası, Çamlıhemşinde bulunuyor. Normalde 1800 metreden yüksekteki yaylalarda ağaç bulunmamasına karşın Pokut’ta Karadeniz rüzgarları sebebiyle ağaç bulunmaktadır. Doğa tutkunları ve fotoğraf meraklıları için ilgi çekici bir atmosfer barındıran yaylada 100 – 150 yıllık tarihi evler de bulunuyor. Pokut yaylasına giderseniz oradan kolayca geçilebilen Sal yaylasını da ziyaret etmenizi öneririm.

Rize otobüs biletinizi hemen alıp isteğiniz zaman yarın kendinizi Rize’de çayınızı yudumlarken bulabilirsiniz.

Kafkasör Yaylası, Artvin

Yayla Artvin şehir merkezinden 8 km uzakta yer alıyor. Yayla, Boğa güreşlerinin de yer aldığı şenlikleriyle ünlü. Yürüyüş alanları da ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Yaylada belediyeye ve Köy Hizmetleri’ne ait konaklama imkanları mevcut olduğu gibi, çadır kurmak da pek çok kişi tarafından tercih ediliyor.

Yaylaya ulaşım ise çok kolay. Şehir merkezinden dolmuş ve minibüsler sizi yaylaya götürüyor.

Reklamlar

Karardı Karadeniz sıra Akdeniz’de!

Standard

kazim

Anlatıcı; Kazım’ı, o çok sevdiği topraklarla buluşturduğu gündü. Hayatının belki de en zor günü. Doğrusu çok şey hatırladığımı söyleyemez. Ancak Hopalı bir gençle, Kazım’ın menajeri Mustafa arasında geçen diyalog hala aklımda.

“Başımız sağolsun abi, geçen yıl ben de annemi kaybettim”

“Sağolasın, senin de başın sağolsun. Neydi hastalığı?”

“Kötü hastalıktan kaybettik”

“Kötü hastalık?”

“Bizim buralarda herkes kötü hastalıktan ölür, tıpkı Kazım abi gibi”

Kanserin adı kötü hastalık olmuştur Karadeniz’de. Ölüm nedeni tıbben farklı da olsa, asıl neden kanserdir. ‘Evlerdenırak, kötü hastalık işte’ denir ama her eve girmiştir, Çernobil’le birlikte.

***

Çernobil Nükleer Santrali’ndeki patlamanın ardından tam 29 yıl geçti. Geriye bir milyonu aşkın ölü bırakan nükleer enerji, o tarihlerde gündemimize girdi ve maalesef hayatımızdan bir daha çıkmadı. Devlette devamlılık esastır, görünen o ki gerizekalılık da!..  Zira felaketin ardından televizyon ekranlarına çıkıp “Radyasyonlu çay iyidir, içiniz” diyen zihniyet kısa bir aradan sonra yeniden hortladı. “Mutfak tüpü de nükleer kadar risklidir” diyen bu kez bakan değil başbakandı! Ve biri Sinop diğeri Mersin’de olmak üzere 2 nükleer santral için hummalı bir çalışma başladı.

Aynı tarihlerde bir felaket haberi düştü dünya gündemine. Bu kez kara haber teknoloji devi Japonya’dan geldi. Deprem ve tsunaminin ardından Fukuşima Nükleer Santrali’nde patlama meydana geldi. Ve tüm dünya bir kez daha ölümün radyasyonlu yüzüne tanıklık etti.

Ancak durum bu kez farklıydı. Dünya artık bu ölüm kusan santralleri istemiyordu. Ekolojistler ve yaşam alanı savunucuları ile birlikte milyonlarca insan nükleere karşı sesini yükseltiyordu. Ve felaketin ardından başta Japonya olmak üzere, dünyada birçok ülke nükleer enerjiden vazgeçmeye başladı. Japonya’nın tüm santrallerini kapatmasının ardından Almanya 7, İsviçre 5 nükleer santralini kapatma kararı aldı. Avrupa’da 8 ülke nükleere karşı ortak bildiri yayınladı.

Özetle, gelişmiş ülkeler nükleeri kendi evinde istemiyordu, dolayısıyla ev sahipliği biz ve bizim gibi ülkelere düştü. Anlaşmalar imzalandı, reklam panoları süslendi ve Mersin Akkuyu’da nükleer santralin ilk temeli atıldı.

Akkuyu bir fay hattı üzerinde bulunuyormuş, nükleer atıkları bertaraf etmeyi dünyada hiçbir ülke başaramamış, Soma’da 301 işçiyi madene gömen şirket santralin hidrolik ihalesini almış. NE GAM!

Koyarız radyasyonlu çayı mutfak tüpüne bağlı ocağımıza, bir güzel demler içeriz!

***

Biz bu filmi gördük daha önce. Üstelik en can yakan sahneleri Karadeniz’de geçiyordu. Başrollerinden birini de Kazım Koyuncu’ya vermişlerdi. Ve henüz film bitmemişken yeni bir senaryoyla çıkıyorlar karşımıza. İlk hedef Akdeniz! Hikaye Akkuyu’da başlıyor. Sonra bir kez daha vuracaklar Karadeniz’i, hem de bu defa ta içinden. Sinop’tan!

Aklımızla ve hayatımızla oyun oynuyorlar!

Tehlikeli ve ölümcül bir oyun!

Enerji yalanıyla ambalajlanmış yeni felaketlerin temeli atılıyor. Engel olmazsak kendi çocuklarımızın katili olacağız. Oysa gerçeği biliyoruz. Resmi olarak açıklanmasa da biliyoruz. Çernobil hepimizi kanser etti!

***

Neyse, geçelim bunları. Duymamak için ölümün ayak seslerini, açalım müziğin sesini. Dinleyelim bir Kazım şarkısı daha. hatta utanmadan horona duralım. Zira utanmak insana mahsustur!