Category Archives: Gündem

Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro!..

Standard

fft16_mf8060039

Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro, 90 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Fidel Castro’nun kardeşi Küba Devlet Başkanı Raul Castro, yeşil askeri üniformasını giyerek televizyondan yaptığı açıklamada, “Küba devriminin komutanı bu akşam saat 22.29’da öldü” dedi. Raul Castro, ağabeyinin naaşının Cumartesi günü yakılabileceğini söyledi.

Başkent Havana’daki havayı yansıtan Amerikan Associated Press ajansı, Carlos Rodriguez isimli 16 yaşındaki bir Kübalının sözlerini aktarıyor:

“Fidel? Fidel? diye bağırdım. Bunu hiç beklemiyordum. Hep sonsuza kadar yaşayacağını düşünürdüm ama doğru görünmüyor.”

22 yaşındaki hemşire Dayan Montalvo ise, “Bir trajedi. Biz hepimiz onunla birlikte büyüdük. Haberi aldığımda gerçekten kalbim kırıldı” sözleriyle hislerini anlattı.

Kübalı Yoani Sanchez, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda birkaç saat sonra hayatında ilk kez Fidel Castro’suz bir güne uyanacağını belirtiyor.

Devrimci lider Fidel Castro’nun, dünyaya geldiği Biran köyündeki Haitili işçilerin haklarıyla şekillenmeye başlayan dünya görüşü, Küba’ya devrimi getirdi. Castro mahkemede söylediği, “Sayın yargıç siz beni mahkum edin! Tarih haklı çıkaracaktır” sözüyle akıllara kazındı.

Doğduğu ev müzeye döndü

58393ff5ae784926c4509331

Devrimci lider Fidel Castro’nun siyasi gözlemleri ilk olarak doğup büyüdüğü Küba’nın köylerinden Biran’da başladı. “Doğuştan siyasetçi değilim’ diyen Castro o yılları ise, “Fakat çok genç yaştan itibaren dünyanın gerçeklerini anlamama yardım eden şeyleri yakından takip ettim” sözleriyle anlatıyor. Yoksullukla mücadele eden Biran bölgesi, şu an Castro’nun doğduğu evi görmeye gelenlerin akınına uğruyor.

Aşçı anne, çiftçi baba

58393ff5a781b61b10ac161d

Castro’nun annesi bir aşçı, babası Angel ise, İspanya’nın kuzeyinden gelen bir göçmendi. Ancak baba Angel zaman içinde toprak sahibi zengin bir çiftçiye dönüştü. Küba’nın efsane lideri Castro da çocukluk yılllarından itibaren Haitili şeker kamışı işçilerinin nasıl sömürüldüğüne kendi gözleriyle tanık oldu. Castro’nun dünya görüşü o yıllarda oluşmaya başladı.

‘Örnek öğrenci değildi’

58393ff5ae784926c4509330

Castro’nun halen Biran’da yaşayan üvey kardeşi Martin ağabeyinin çocukluğu için BBC’ye, “Haitililerin evlerine gidip babasının dükkanından alınmış ödeme yerine geçen makbuzlar verirdi” diye anlatıyor. Ancak Castro’nun bu tepkisi babasını kızdırdı. Baba Angel bu isyanın ardından Castro’yu başkent Havana’daki Cizvit lisesi Belen ilahiyat okuluna yatılı olarak gönderdi. Öte yandan Cizvit öğretisinin de Fidel Castro’nun üzerinde büyük etkiye sahip olduğu biliniyor. BBC’ye konuşan, Küba Tarih Enstitüsü’nden Dolores Guerra, “Cizvitler, derslere girdikleri için herhangi bir ödeme almıyorlardı. Ellerinden geldiğince mütevazı ve dürüst rol modeller olmaya çalışıyorlardı. Ama Fidel Castro çok da örnek bir öğrenci değildi. Her şeyi son dakikaya bırakırdı. Ancak sosyal bilimler ve yabancı dillerle çok ilgiliydi” diyor.

Hukuk okudu

58393ff556593419b08db906

Castro, Cizvit lisesini bitirdikten sonra Havana Üniversitesi’nde hukuk okumaya başladı. Efsane lider üniversitede yani 1940’lı yıllarda okulda kimi zaman şiddet içeren siyasi tartışmalara şahit oldu. 1947’de yapıtığı bir konuşmada öğrencileri ‘ülkeyi sömüren yabancı ellere karşı’ birleşmeye çağırıp, “Genç bir ulus asla ‘Teslim oluyoruz’ dememeli” dedi. Nisan 1948’de Kolombiya’ya giden Castro, Latin Amerika Gençlik Kongresi’ne katıldı. Castro’nun Kolombiya’nın başkenti Bogota’da kaldığı sırada ülkedeki Liberal Parti’nin lideri Jorge Gaitan bir suikasta kurban gitti. Kolombiya’da yoksul kesimlerin desteğini arkasına alan bir siyasetçinin ofisi önünde bu şekilde öldürülmesi Castro’yu çok etkiledi.

Seçimler iptal oldu

58393ff5cbbf340fdc169afa

Fidel Castro’nun biyografisini kaleme alan Tad Szulc, “Bogotazo olarak adlandırılan sokak olayları Fidel Castro’nun devrimci dünya görüşüne ilk adımı oldu. O günlerde yaşananlar Castro’nun dünya görüşünü ve gelecek planlarını şekillendirecekti” diye yazmıştı. Castro, 1947’de Küba Halk Partisi’ne girdi. 1950 ila 52 yılları arasında avukatlık yaptıktan sonra Temsilciler Meclisi seçimleri için Küba Halk Partisi’nden adaylığını koydu. Ancak 10 Mart 1952’de iktidardaki Carlos Prío Socarrás hükümetini deviren Küba’nın eski başkanlarından General Fulgencio Batista seçimleri iptal etti.

16 yıla mahkum

58393ff6ae784926c450933b

1953 yılının başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla küçük bir grup oluşturan Castro, 26 Temmuz’da Santiago’daki Moncada Kışlası’na 165 arkadaşıyla birlikte bir baskın düzenledi. Ama tutuklandı. 16 Ekim 1953’te Santiago’daki Küba Yüksek Mahkemesi’nde, “Sayın yargıç siz beni mahkum edin! Tarih beni haklı çıkaracaktır” cümlesiyle biten ünlü savunmasını söyledi. Mahkeme sonunda 16 yıla mahkum oldu. Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra Batista’nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü bağışlandı.

Gerilla eğitimi aldı

58393ff6f0dc1e4858614275

Castro, 1955 yılında Küba’dan ayrılıp ABD’ye gitti. Orada 26 Temmuz Hareketi adlı bir örgüt kurdu. Gerilla savaşı eğitimi gören örgüt üyeleri 2 Aralık 1956’da Granma yatıyla Küba’ya dönerek Oriente’de karaya çıktı. Hükümet kuvvetleriyle girişilen çatışmalarda arkadaşlarının çoğu ölen Castro, aralarında kardeşi Raul Castro ve Ernesto Che Guevara’nın da bulunduğu 12 arkadaşıyla birlikte Oriente’nin güneybatısındaki Maestra Dağlarına çekildi. Bu dağlarda iki yıl boyunca Batista’nın kuvvetlerine karşı gerilla savaşı yürüttü. Giderek siyasi desteğini yitiren ve bir dizi askeri yenilgiye uğrayan Batista, 31 Aralık 1958’de Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı. Castro 1959’un ilk günlerinde Havana’ya girdi. Hukukçu Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi.

Toprak reformu başlattı

58393ff656593419b08db90b

Castro hükümeti, öncelikle fiyatları ve kiraları düşürdü. Ardından köklü bir toprak reformu başlattı. Önceleri Castro’ya karşı çıkmakla beraber 1959 yılına doğru gerilla hareketini desteklemeye başlayan Küba Sosyalist Halk Partisi (PSP), Castro ile ilişkilerini geliştirerek etkili bir konum kazandı. Bu durumdan tedirgin olan Urrutia’nın toprak reformunun ertelenmesi yönündeki baskıları üzerine Castro istifa etti. Ama halkın yoğun tepkisi karşısında Urrutia, görevinden çekilmek zorunda kaldı. Yerine Osvaldo Doticos getirilirken Castro yeniden başbakan oldu.

Küba’ya ambargo

58393ff6cbbf340fdc169b00

Bu sırada toprakların kamulaştırılmasından zarar gören ABD şirketlerinin baskısıyla ABD hükümeti, Küba’ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Ekonomisi tek ürüne dayalı bir ülke olan Küba, öteden beri ABD’ye sattığı şekeri SSCB’ye satmaya başladı. ABD şirketlerinin elindeki rafineriler, şeker karşılığında SSCB’den alınan ham petrolü işlemeyi reddedince Castro bu rafinerileri devletleştirdi. Bu gelişme ABD ile Küba’nın arasını daha da açtı.

938 suikasttan kurtuldu

58393ff6ac1fe34e543413bd

Devrimden sonra ABD’ye kaçan ve John F. Kennedy yönetiminden silah ve mali destek sağlayan Kübalıların Nisan 1961’de giriştiği Domuzlar Körfezi Çıkarması başarısızlıkla sonuçlandı. Castro, çıkarmanın ardından yayımladığı Havana Bildirisi ile ilk kez Küba’nın sosyalist politikalar izleyeceğini dünyaya duyurdu. 1962’de SSCB’nin Küba’ya balistik füzeler yerleştirmesi ve John F. Kennedy’nin Küba’yı deniz ablukasına almasıyla dünya bir nükleer savaşın eşiğine geldi. Bunalım, ancak ABD’nin Küba’da hükûmeti devirmek için artık girişimde bulunmayacağına söz vermesi ve SSCB’nin Türkiye’deki Amerikan füze rampalarının kaldırılması karşılığında nükleer silahlarını Küba’dan geri çekmeyi kabul etmesiyle atlatılabildi. Bununla birlikte Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Castro’ya yönelik suikast planları hazırlamayı sürdürdü. Castro’ya yaşamı boyunca 938 kez suikast girişiminde bulunuldu.

İşsizliği bitirdi

58393ff656593419b08db913

Castro, 1968’e kadar Güney ve Orta Amerika ile Afrika’daki devrimleri destekleyici bir tutum aldı. Aynı dönemde Bağlantısızlar Hareketi’nin önderlerinden biri durumuna geldi. 1961’de Küba Sosyalist Halk Partisi ile birleşme sonucu ortaya çıkan Birleşmiş Sosyalist Devrim Partisi’nin genel sekreterliğini üstlenen Castro, ülke içinde kapsamlı politikalar uygulamaya başladı. Okuma yazma seferberliği sonunda okuryazarlık oranı yüzde 90’ın üzerine çıktı. Zenginlik kaynaklarının, ulusal gelirin ve sağlık hizmetlerinin dağılımında köklü değişiklikler gerçekleştirildi. Herkese çalışma yükümlülüğü getirildi.

1976’da başkan oldu

58393ff6a781b61b10ac1621

Küba’da 1959’dan sonra ilk kez yerel seçimlerin yapıldığı ve devlet yapısında yeni düzenlemelerin geliştirildiği 1976’da devlet başkanlığını üstlenen Castro, güçlü ve merkezi bürokrasiye dayanarak toplumsal ve ekonomik yaşamdaki yönlendirici rolüne devam etti.

Kardeşine devretti

56f9597d565934321c381f9f

Castro 31 Temmuz 2006 tarihinde sağlık problemleri nedeniyle yetkilerini geçici olarak başkan yardımcısı Raul Castro’ya devretti. 19 Şubat 2008’de de, bir açıklama yaparak, 1976 yılından beri yürütmekte olduğu Küba’nın en yüksek yönetim organı olan Devlet Başkanlığı görevini bıraktığını açıkladı. Görevden ayrıldıktan sonra “Yoldaş Fidel’in düşünceleri” adıyla yazdığı makalelerde gündemdeki önemli olayları yorumladı. Her Temmuzda ise Kübalılar, Fidel Castro’nun en önemli başarısı olan 1953 yılında Moncada kışlasına düzenlenen ve Küba Devrimi’ni başlatan saldırıyı kutluyor.

En uzun yönetimde kalan 3’üncü kişi

571725d88685764a44cee9f8

1959-76 arasında Küba başbakanlığı, 1976-2008 arasında da Küba devlet başkanlığı yapan Castro 50 yıllık yönetimiyle dünyada en uzun süre yönetimde etkili olan İngiltere Kraliçesi Elizabeth ve Tayland Kralı’nın ardından 3’üncü kişi olarak tanınıyor.

BU KADAR EDEPSİZ BİR MİLLET OLAMA!

Standard

15101722_589512104575030_3787905540093378560_n

Tecavüze uğrayan eşek, keçi, köpek, hatta damacana da tecavüzcüleriyle evlenecek mi? Kanun sonuçta!.. ve bunun bir sonraki aşaması tecavüzcüye çeyiz yardımı ve maaş bağlamak mı olur?. Çocuk pornosunda ilk 5’te, hayvan tecavüzünde ilk sıradayız, dünya tarihine geçtik, neyse Allah’tan müslümanız da içimiz rahat mı diyceksiniz? Karamanda tecavüz edilen çocukların çoğu erkekti, onları kiminle evlendireceksiniz? Hollanda’ya mı yollayacaksınız? Ulaan günah diye kadın eli sıkmayıp, erkek çocuğa tecavüz eden soysuzlar, Kendi çocuğunu şehvetle öpen gavatlar,  Siz kendinizi müslüman mı zannediyorsunuz.

Bir partiyi desteklemenizi anlarım, ama evladınızın tecavüzcüsü ile evlenmesine müsade edecek kadar haysiyetsiz oluşunuzu anlamıyorum, anlayamıyorum. Nasıl bir kitle ki tecavüzün suç olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Onlara sadece şunu sormak istiyorum; Yıllardır baba dediğiniz adamın birgün aslında annenizin tecavüzcüsü olduğunu öğrenseniz ne hissedersiniz?.

Benim çocuğuma değil tecavüz, isteği dışında saçına dokunanı katlederim. Yapacağınız yasanın içine sçarım!..

Çocuk istismarı insanlık suçudur!..  (child abuse is crime against humanity!..)

Dertler Derya Olmuş!..

Standard

Televizyonda Allah diyip milleti kandiranlar…islam soytarılari.jpg

İnananların saflığıdır, sadece saf olmadıklarını bağırarak söylediklerinde gerçek olduğunu düşünürler. Gerçekler ondan biraz daha fazla acıdır. Hayal satıcısı’dır.

Din üzerinden para kazanmak sorusunun canlı örneği tabii bu daha başlangıç , önce kremle başlar sonra cennette girişin anahtarına kadar yolu var.

Aslında fazla büyütülmemesi gereken olaydır. Bu ülkede Allah diyerek iktidar olundu ve başka Allah diyen cemaatlere ülke peşkeş çekilerek darbe yapabilecek konuma getirildi. Allah siyaseti her zaman tutar 🙂

Asıl adı Tahsin Tarık Üregil’di!..

Standard

tarik1

Türk sinemasının efsanevi aktörü Tarık Akan bu sabaha karşı özel bir hastanede hayata veda etti.  66 yaşındaki Akan bir süredir kanser tedavisi görüyordu.

Bir yıldan uzun süredir kanserle mücadele eden sinema sanatçısı Tarık Akan bugün hayatını kaybetti.

Önce sosyal medyada yayılan acı haberi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı doğruladı.

Vakıftan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Sanatçı olmanın dünyaya güzellikler sunmak olduğunu gösteren güzel insan, efsane filmlerin unutulmaz oyuncusu, ‘Anne Kafamda Bit Var’ın yazarı, ülkesinin ve halkının barış, demokrasi, özgürlük mücadelesinin militanı, ‘Ekmek, gül ve özgürlük günleri’nin yorulmaz savaşçısı, Ülkesinin güzel yarınlarına kucak kucak emek taşıyan, Nâzım Hikmet sevdasını, Nâzım Hikmet Vakfı’nın kuruluşundan bugüne yönetim kurulunun her dönem en aktif üyesi olarak gösteren Sevgili arkadaşımız Tarık Akan, 16 Eylül 2016 Cuma sabahı aramızdan ayrılmıştır. Işıklı anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Halkımızın başı sağ olsun.”

 Akan kısa süre önce yaptığı açıklamada evinde istirahat ettiğini ve iyi olduğunu açıklamıştı.

Müjdat Gezen, Tarık Akan’ın ‘kanserin karaciğerine sıçraması’ nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkladı.

Akan oyunculuk hayatına 1970 yılında SES dergisinin yarışmasıyla adım attı

tarik2

Tarık Akan, sinemaya geçmeden önce Bakırköy plajlarında cankurtaranlık, sokaklarında ise işportacılık yaptı.

1970 yılında Ses Dergisi’nin açtığı Sinema Artist Yarışması’nı kazanarak 1971’de sinemaya geçti ve Tarık Akan adını aldı.

1971 yılında ilk sinema filmi ile oyunculuk kariyeri başladı.

1972 yılında oynadığı film Suçlu ile 1973 yılında Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü aldı.

1973 yılında Yeşilçam’ın en iyi duygusal filmlerinden birisi olarak bilinen “Canım Kardeşim”de Halit Akçatepe ile başrolleri paylaştı.

1974 yılında Ertem Eğilmez’in yönettiği Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı eserinden uyarlanan Hababam Sınıfı(1975) adlı filmde Damat Ferit adlı karakteri canlandırdı.

1977 yılında başrollerini Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz ile paylaştığı “Sürü” kariyerinin dönüm noktalarından biridir.

1978 yılında Cüneyt Arkın ile beraber başrol oynadığı “Maden” adlı film ile artık her türlü filmde oynayabileceğini kanıtladı.

12 Eylül’deki askeri darbenin ardından Almanya’da yaptığı bir konuşma nedeniyle Türkiye’ye döndüğünde tutuklandı.

12 yıl hapis talebiyle yargılandı. 2,5 ay hücre hapsi cezası aldı.

1982 yılında Şerif Gören ve Yılmaz Güney’in yönettiği “Yol” filmi ile çok büyük başarı elde etmiş ve dünyaya adını duyurmuştur.

Film 1982 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü alan tek film olmuştur ve Akan, En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde aday olmuştur.

1985 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nde “Pansiyon” filmi ile Gümüş Ayı Mansiyon Ödülü’nü aldı.

1990 yılında başrolünü oynadığı “Karartma Geceleri” adlı film Yeşilçam’ın klasikleri arasında yer alır.

Tarık Akan, Altın Portakal Film Festivali adlı ödül yarışmasında yedi ödül alan tek erkek oyuncudur.

1973 – 2002 yılları arasında 12 ödüle layık görüldü.

Oyunculuk hayatına 111 sinema filmi, 4 televizyon filmi sığdırdı…

Sanatçı, hapishanede geçirdiği günleri ve darbe sürecini 2002 yılında “Anne Kafamda Bit Var” adlı kitabında anlattı.

Tarık Akan ayrıca, Aziz Nesin’in vefatından sonra oğlu Ali Esin’in sürdürdüğü vakıf başkanlığını devraldı ve 2005 yılında Nesin Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yaptı.

1991’den beri Bakırköy Taş Mektep’in İlkokulu’nun ortaklarından biriydi.

Yeşilçam’ın “politik yakışıklısı” olarak bilinen Tarık Akan, 3 çocuk babasıydı.

Bir süredir kanser tedavisi gören, Türk sinemasının efsanevi aktörü Tarık Akan bu sabah yaşama veda etti…

O, bizim jenerasyonumuzun, annelerimizin ve anneannelerimizin aynı dönemde kalbini çalmayı başarabilmiş, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi aktörlerinden biriydi.

Sadece yakışıklı görüntüsüyle değil, karakteri ve oyunculuğuyla da gönüllerimize taht kuran bu güzel beyefendiydi.

Türk Sinemasının Efsane Aktörü Tarık Akan’ı Kaybettik…
tarik

Sıkılmadan, Uzun Süre Tartışmaktan Bıkmayacağımız Bir Takım Konular!

Standard

Konuşmayı seven bir toplumuz. Yolda gördüğümüz biriyle bile bir iki dakika içinde muhabbet kurabilir, taksiciyle, berberle kırk yıllık tanıdığımız gibi derin mevzulara girebiliriz. Bir de tartışmaktan bıkmayacağımız bir takım konular var ki hiç kimse ikna olmamasına rağmen bu muhabbet günlerce sürebilir.

arkadas-sohbetleri

Sen şimdi 26 mı oldun yoksa 26’yı mı doldurdun?

Birisinin yaşı tartışılırken ortaya atılan tartışmadır. Bir kısım kişinin doğduğunda bir yaşında olduğunu varsayarken bir kısım da o yaşa girmediğini o yaşı doldurduğunu savunur.

Benzinli mi dizel mi? Yoksa tüplü mü?

Bitmeyen bir tartışma daha. Benzinciler aracın sessizliğini ve dizele göre daha az masrafını tartışırken dizelciler yakıt tasarrufunu savunur.

İstanbul’da yaşanır mı?

Bir kişi çıkıp da “İstanbul’a gezmeye gidecen yeaaa.” demedikçe o tartışma bitmez.

Yeni modeli çıkacakçılar vs. şimdiden al fiyatı yükselecekçiler?

Özellikle elektronik bir ürün almaya karar verdiğinizde tanıdıklarınız ikiye bölünür. Bir kısım sürekli yeni modeli beklemeni bir kısımsa felaket tellalı gibi o cihazı o fiyata bir daha bulamayacağını söyler.

İlk buluşmada hesabı kim ödemeli?

Bira hamallık mı? Sarhoş olmak için mi keyif için mi içilir?

Yurt dışında yaşanır mı?

– Abi gitmek lazım ya. Durumlar iyiye gitmiyor.

– Valla oralarda da yaşamak kolay değil. Bizim bi arkadaş…

Eski sevgiliyle tekrar başlanır mı?

Bir diğer tabirle “Ex’ten next olur mu?”.

Ve insan kendine teslim edildi!

Standard
narcissus-caravaggioYazının başlığını koymakla aslında bir sınır koymuş oldum. Sınırlar içinde gezinmek sınırsızlığı, özgürlüğü arzulamak, düşlemek, ulaşmaya çalışmak gibi bir çabaya itiyor insanı malum. Aslında daha şimdiden özgürlüğün yanıbaşımızda olduğunu, hep bizimle olduğunu ve onun hatırlanmaya gereksinimi olduğunu unuttuk. Ve insan kendini unuttu!
Birlikte yaşadığımız sağlıksız yapı içinde her birimiz bir parça o derin karanlığın, o acı batağının, cehaletin payından alıyoruz. Yaşam akıp giderken pek çoğumuz geride kalıyor, duraksıyor, hastalanıyor, içindeki neşeyi ve canlılığı yitiriyor…
Aşağı yerlerde, duygularda, düşüncelerde uzun süre kalanların o ortamlara ruh, beden ve zihin olarak uyumlandığı doğrudur. İnsan kocaman dünyada kendini küçücük bir alana hapseder!
Ankara’da ve İstanbul’da patlayan bombaların mimarları sivil halkı hedeflediler ve pek çok canın ölümüne neden oldular. Aslında yaşama olan öfkelerinin acısını çıkardılar. Düşünme ve yaşama özgürlüklerini bombaladılar bir bakıma. Başka canları aldılar. Onların hayatlarını çaldılar!
Bir insan bir başkasının hayatını nasıl alır? Onun bedenini nasıl bir bombayla parça parça eder? Bu nasıl bir haktır? Ve bu hakkı nasıl kendinde görür? Tüm bunlar şuurlu sorular. Şuurlu soruların cevaplarını şuursuz olanlar cevaplandıramazlar malum. Onun içindir ki herkes herkesle konuşarak anlaşamaz. Aynı dili konuşabilenlerin anlaştığı kesin bir kanı ile doğrudur. Herkes konuşuyor, herkes ama herkes konuşuyor ve insanlar birbirlerini anlamıyorlar! İnsanların birbirini anlamadığı bir dünyada yaşıyoruz. Birbirini anlayanlar aynı türden olanlar. Her tür birbirini bulur. Her insan kendi türüne doğru çekilir. Enerjinin doğası, hayatın düzeni budur!
Bu noktada insanın kendi potansiyelini görmezden gelip korku dolu bir dünya içinde kısılıp kaldığı zamanlar var. Ve bu zamanlar gönülsüz bir orda kalıştan yeteri kadar ‘çaba, konsantrasyon, sabır ve anlayış’ geliştirilmediği için gönüllü bir kalışa dönüşüyor. İnsanlar sonradan ‘canavar’ oluyorlar. Öldüren, parçalayan öfkenin içinde kalıp ‘kendileri olma’ erdemini kaybediyorlar! İnsanlık bu yüzden kaybediyor! Birbirimizden farkımız bu. O karanlığın içindeyiz hepimiz. Kendi ışığını koruyan ve yaşayanlar, bilinçli olarak yaşayanlar o karanlıktan ayrılıyor! Kendi ışıklı dünyalarını yaratıyorlar. Kendi hayatlarını doğuruyorlar!
Ankara’da ve İstanbul’da ölenlerin ardında bıraktığı acının etkisinde bu karanlığı yeniden hissettik. Her ölümde bu etkiyi yeniden hissediyoruz. Ve bu etki insanı karartıyor. Bu etkinin bir yere ulaşacağı falan yok.
Bazen kızıyorum. İnsan neden bu kadar yalnız bırakıldı! Tanrılar neden bu kadar insanı yalnız bıraktı? Neden yönetimlerde o karanlık tarafından yutulmuş ‘canavarlar’ var? Dünyayı yöneten eller neden bu kadar basiretsiz, duyarsız ve kötücül! Toplumsal kitlelerin gittiği yön neden bu kadar yanlış ve hastalıklı? Neden daha güzel bir dünyada, kendi varlığımızı yüceltmemize izin verilen bir dünyada yaşamıyoruz? Neden? Neden? Neden? NEDEN?
Bunun başka bir izahı yok. Yaptığımız her eylemin sonucunu yaşadığımız bir dünyaya salıverildik; bir gölge dünya, bir yanılsama, bir rüya…Tüm bunların gerçek kılındığı bir rüya! Karasabanlar çok, canavarlar çok, cahiller çok evet ama ışık da var, güzellik de var, neşe de, umut da var. İnsanın olduğu yerde her şey var, hepsi var! Ve maalesef bu dünyada birlikteyiz!
Yine de kızıyorum. Bunları yaşayarak öğrendik. Öğrenmeyenler için tekrar ve tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak… Ve ruhu karanlıklarda esir kalmış insanların sebep olduğu travmanın yükünü çekmek!
Ve insan kendine teslim edildi! Tanrılar böyle uygun gördüler.
Ve insan kendine teslim edildi; kendi özgürlüğüne ve kendi sınırlarına…