Category Archives: Atatürk

MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM!..

Standard

0x0-10-kasim-ile-ilgili-en-guzel-siirler-sozler-ve-mesajlar-1478536647459

 Bir Tutkudur Mustafa Kemal;
Nice sevdalara değişilmeyen.
Yitirilmiş Kasımlarda açan umuttur,
Bir baştır, vazgeçilmeyen…

Bir Türküdür Mustafa Kemal;
Suskun ağızlarda söyleşir, durur.
Çaltıburnu’nda gözetir denizi.
Köroğlu’nda bağdaş kurup oturur…

Bir İnançtır Mustafa Kemal;
Yurdun dört yönünde, bir çağdır yaşayan.
Sarmış kollarıyla, çepçevre ulusu.
Sakarya boylarından Akdeniz’e taşıyan…

Bir Anlamdır Mustafa Kemal;
Belkahve’den dürbünüyle seyrediyor İzmir’i.
Özgürlük diyor, al atının üstünde,
Kırıyor kılıcıyla, tutsak eden zinciri…

Bir Bayraktır Mustafa Kemal;
Çekilmiş kalelere, rüzgârda dalgalanan.
Bozkırın bağrında yol alan kağnılara,
Işık tutan, güç veren, yol bulan…

 

 

 Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Yeleleri alevden al bir ata binmiş
Aşıyor yüce dağları, engin denizleri,
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri…

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında
Destanlar yaratıyor cihanın görmediği
Arkasından dağ dağ ordular geliyor
Her askeri Mustafa Kemal gibi.

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere.
Al bir ata binmiş yalın kılıç
Koşuyorlar zaferden zafere…

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Ölmemiş bir Kasım sabahı!
Yine bizimle beraber her yerde.
Yaşıyor dört köşesinde vatanın
Yaşıyor damar damar yüreklerde.

Mustafa Kemal’i düşünüyorum:
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
Mavi gözleri ışıl ışıl görüyorum.
Uykularıma giriyor her gece.
Elllerinden öpüyorum.

0x0-10-kasim-ile-ilgili-en-guzel-siirler-sozler-ve-mesajlar-1478536669623

Hırsızı ‘Nutuk okuma şartıyla’ affetti

Standard

56cadd0e18c7732580a6be96

Antalya’da hırsızlık yapan bir genci hapis cezası almaktan hırsızlık yaptığı evin sahibi kurtardı. Bunu ise kimsenin aklına gelmeyecek bir yöntemle Atatürk’ün Nutuk adlı eserini hırsıza okutturarak sağladı.

ANTALYA bilindik bir hırsızlık olayına ama hiç duyulmamış bir affediş hikayesine şahit oldu.

Antalya Devlet Senfoni Orkestrası (ADSO) sanatçısı Saygın G.’ nin Konyaaltı İlçesi Gürsu Mahallesi 1’inci kattaki evine sabaha karşı açık bırakılan pencereden hırsız eli uzandı. Hırsız pencerenin yakınında bulunan masadan fotoğraf makinesi, saat ve çiftin çantasını çaldı.

NUTUK ŞARTIYLA AFFETTİ

Yaklaşık 2 bin 500 lira değerinde para ve eşyası çalınan Saygın G. hemen polisi aradı.Polis evde incelemeler yaptı ama 10 yıl önce yaşanan suçun faili 8 yıl sonra zaten başka bir suç nedeniyle cezaevinde yatarken bulundu.

Bunun üzerine avukatı Saygın G.’ yi arayarak emniyete çağırdı. Avukatın ‘Hırsızdan şikayetçi misiniz, talebiniz nedir?’ sorusu üzerine müşteki sanatçı kimsenin aklına gelmeyecek bir şey talep etti. Saygın G., “Eğer hırsız Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı dönemini birinci ağızdan aktardığı Nutuk adlı eserini 30 gün içerisinde okur ve savcının kitaptan sorduğu 3 soruyu yanıtlayabilirse hırsızdan şikayetçi olmam” dedi.

HIRSIZ ÜÇ SORUYLA KURTULDU

Bunun üzerine harekete geçen uzlaşmacı avukat, hırsız E. A. ile iletişime geçerek müştekinin talebini iletti. E.A. olay sebebiyle kendisinin de üzüntülü olduğunu ancak üzerinden zaman geçmesi sebebiyle olayı hatırlayamadığını belirtmesine rağmen müştekinin Nutuk talebini kabul etti. 30 gün boyunca kitabı okuyan hırsız savcının yönelttiği üç soruyu da bilince Saygın G. şikayetini geri çekti.

ÇOCUKLARINA ANLATACAK HİKAYESİ OLDU

Olayın yaşanmasının ardından hırsızın bir daha kimsenin canını yakmaması amacıyla şikayetçi olduğunu belirten Saygın G., “Hırsızın yakalandığı bildirildiğinde olaya karıştığında daha reşit bile olmadığını öğrendim. Hırsızdan ne talep edebilirsiniz ki? O an spontane olarak aklıma böyle bir talep geldi. Açıkçası çok da faydası olacağını düşünmüyorum ama ileride çocuklarına anlatacağı bir hikayesi oldu. Belki en azından biraz olsun farklı düşünebilmesini sağlamışımdır” dedi.

“Çüş Bardakçı, çüş!”

Standard

mb-1096-B18D-0F95

Aziz Nesin’in Surname’sinde idi galiba: ‘Anasını şaapan Sülüman’ diye bir bölüm vardı. Bu tip olaylar gazetelere yansımıyor olabilir ama kitaplara girmiştir. Murat Bardakçı’yı tarihe meraklı bir okur olarak elbette takip ediyorum. Dellaknâme-i Dilküşa gibi eserlerden sayesinde haberdarız. Osmanlı’daki seks hayatıüzerine en çok (belki de yegâne) kalem oynatan yazar kendisidir. Bardakçı’nın yazdıklarından ve aktardıklarından öğreniyorum ki “eskiden ahlâk vardı herkes çok ahlâklıydı” lâfı doğru değildir. Osmanlı döneminde de her türlü rezillik vardı. Mesela Kalyoncu Süleyman… Romanı yazılası bir mübârek zat! Eğer kalemi güçlü bir yazar bu adamın hayatını kaleme alırsa ortaya çıkacak eser Gri’nin tonlarına elli basar. Süleyman’da malzeme çok. Ayrıca hayâl gücüne ihtiyaç yok. Gelelim Bardakçı’nın diğer sataşma, saplama ve saptamalarına… 1) Reklâm: Bir kitabın hemen her yerde reklâmının yapılmasına ben de karşıyım. Hele Orhan Pamuk (OP) kitaplarının. Öncelikle OP’un reklama ihtiyacı yok. Ayrıca reklam için verilen paraya da yazık. 2) Hayranlık: Bir edebiyatçıya, bir edebiyat eserine hayran olunması neden size bu kadar batıyor? Ne oluyor da “Dur ben şu romanı yerin dibine batırayım” deyip döktürmeye başlıyorsunuz. 3) Yüceltme: Biliyoruz ki Türk milleti kitapsız bir millettir. Matbaanın gecikmesinin sebebi bağnazlık veya isyan değil talebin olmamasıdır. Günümüz Türkiye’sinde eğer bir edebiyat eseri yüceltiliyorsa bundan memnun olmak gerekir. Edebiyata olan ilgi bizi memnun etmelidir. Bir yazarın imza gününde uzun kuyruklar oluyorsa bu tablo bizi mest etmelidir. 4) Sapıklıklar silsilesi: Mesele rezilliklerin gazetelere yansıyıp yansımaması meselesi değildir. Bu rezilliklerin olmasıdır. Tarihteki rezillikler Bardakçı gibi değerli yazarların katkılarıyla günümüz insanın dikkât ve irfânına sunulmuştur. Günümüzdeki rezillikleri ise internet denilen güzellikler âleminden her gün okuyoruz. 5) Menfur bir hayâl: Hayâllerden önce gerçeklere bakmak lâzım. Atatürk’ün annesine “O…” diyen insanlar var bu ülkede. Genelev’de çalıştığını söylüyorlar. Bu ‘tarihi bir gerçek’ olmadığına göre ‘menfur bir hayâl’dir. Romancının hayâlinden önce memleketin insan malzemesine dikkat edersek daha insaflı yorumlar yapabiliriz. 6) Çüş, oha, yuh: “Reis-i cumhurumuz uygun görürse onun zevcesi olabilirim. Sahabe hazretleri de cihat eden Peygamber efendimize zevcelerini ikram etmişlerdir” demiş bir kadın vatandaş. Gelen tepkiler üzerine şu cevabı vermiş: “Cahil cahil konuşacağınıza açın da biraz kitap okuyun. Sapkınlık olarak nitelediğiniz şey nezakettir. İkram ediyorum ikram.” Bardakçı arzu ederse bir “Ohaaa” çekebilir. Bunlardan çok var. Özellikle Levent Kırca ve Kamer Genç gibi insanlar öldükten sonra Müslümanların internet aleminde neler yazdıklarını okursa “Çüş”ü, “Oha”yı, “Yuh”u muhtelif tonlarda çekecektir. Belkikendi konumunu da sorgulayacaktır. 7) Yorum: Atatürk için şunu diyorlar: “Yahudiydi, dinsizdi, Allahsızdı. Millete dinini yasak etmiş, camileri ahır yapmıştı. Anası O..’ydu, babası kim belli değildi. Cenaze namazı kılınmamış, leşini toprak bile kabul etmemiş, otuz metre yukarıya fırlatmıştı!” Evet, bu dehşet verici hezeyanları yorumlamakta “Çüş” gibi ünlemler kifayetsiz kalıyor. Bu insan malzemesine psikiyatristlerin, tarihçilerin ve romancıların el atması gerekiyor. 8) Dinde zorlama yoktur: Bardakçı, televizyon programında, gelen eleştirilere “beğenmiyorsanız izlemeyin” cevabını veriyordu. Bu cevabı kendine ilke edinmeli, beğenmiyorsa OP romanı okumamalı, okuyanlara da karışmamalıdır. 9) Haddi aşmayı yasak eder, tutasınız diye size öğüt verir: Bardakçı değerli bir tarihçidir. İşine bakmalı, kendi uzmanlık alanının dışına çıkmamalı, zevzeklik etmemelidir. Tarihin Arka Odası’nda çokça yapmış olduğu bir şeydir bu. Mesela “Türk Edebiyatı’nda roman yoktur. Roman dediğin Anna Karenina’dır” diye buyurmuştu bir gece. Ben de oturduğum yerden bir “Ohaaa” çekmiştim. Çok şükür edebiyatımız güzeldir, zengindir. Bu büyük edebiyatta roman da vardır, şiir de. Deneme, öykü, piyes ve otobiyografi de. 10) Geç olgunlaşıyoruz: Türkiye’de 2005 yılında Orhan Pamuk yargılandı. Bir Allah’ın kulu çıkıp ta “OP yargılanamaz, OP Türkiye’dir!” diyemedi. 2016’ya geldik hâlâ mırın kırın edenler var. Hâlâ Fransa’nın 1956’daki seviyesinde değiliz.