Category Archives: Almanya

Nazilerin Bilinmeyen Yönleri

Standard
Nazilerin II. Dünya Savaşı’nda sivrisinekleri biyolojik silah olarak kullanmak için gizli araştırmalar yaptıkları ortaya çıktı. Hastalık taşıyan sivrisinekler çoğaltılıp düşman bölgelere bırakılmış.

Nazilerin, siyasi ilkelerinin yanı sıra bir diğeri daha vardı ki, işte bu çok önemli: Her türlü ezoterik ve gizli örgüt etkinliği kesinlikle yasak. Hele Masonluk… İşte o çok yasak!

Alman hemşirelerin, NAZİ’lerin Polonya’dan “Ari ırk” diye topladığı çocukların saçları büyüdükçe koyulaşması üzerine öldürülmemeleri için UV ışınlarına maruz bıraktıkları ortaya çıktı.
naz1Almanya’da iktidara geldikten sonra saf bir Alman ırkı yaratmak için kolları sıvayan NAZİ hükümetinin, “Ari Irk” projesinde ışın tedavisinin kullanıldığı belirlendi. Yahudilerin imhasının baş planlayıcısı olan Dr. Heinrich Himmler’in İkinci Dünya Savaşı sırasında başlattığı “Lebensborn Projesi” kapsamında, işgal edilen Polonya’dan on binlerce sarı saçlı mavi gözlü çocuk ari ırk projesi için ailelerinden kopartılarak Almanya’ya getirildi. Hemşirelere emanet edilen bu çocuklar daha sonra SS subaylarına evlat olarak veriliyordu.

Nazi insan deneyleri II. Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarında Alman Nazi Rejimi’nde birçok mahkumda yapılan tıbbi deneylerin bir dizisiydi. Mahkumlar, deneylere katılmaya zorlanırdı ve onlar bu deneylere gönüllü olmazlardı. Deneylerde asla razı olup olmadıkları sorulmazdı. Tipik olarak deneyler, ölüm, çirkinleştirme veya sürekli yetersiz sonuçlarla biterdi. Auschwitz-Birkenau ve diğer kamplarda, doktor Eduard Wirths’in yönetimi altında, seçilen kurbanlar, savaş durumlarında Alman askeri personele yardım etmek için tasarlanan çeşitli tehlikeli deneylere maruz bırakılırdı. Doktor Aribert Heim, Mauthausen toplama kampı’nda benzer tıbbi deneylerde bulundu. Carl Vaernet, eşcinsel mahkumlarda eşcinselliğe Çare bulmak için deneylerde bulunmuş olmakla bilinir. Savaştan sonra bu suçları işleyen doktorlar, Doktorlar davası olarak bilinen duruşmada yargılandılar.

Reklamlar

Karardı Karadeniz sıra Akdeniz’de!

Standard

kazim

Anlatıcı; Kazım’ı, o çok sevdiği topraklarla buluşturduğu gündü. Hayatının belki de en zor günü. Doğrusu çok şey hatırladığımı söyleyemez. Ancak Hopalı bir gençle, Kazım’ın menajeri Mustafa arasında geçen diyalog hala aklımda.

“Başımız sağolsun abi, geçen yıl ben de annemi kaybettim”

“Sağolasın, senin de başın sağolsun. Neydi hastalığı?”

“Kötü hastalıktan kaybettik”

“Kötü hastalık?”

“Bizim buralarda herkes kötü hastalıktan ölür, tıpkı Kazım abi gibi”

Kanserin adı kötü hastalık olmuştur Karadeniz’de. Ölüm nedeni tıbben farklı da olsa, asıl neden kanserdir. ‘Evlerdenırak, kötü hastalık işte’ denir ama her eve girmiştir, Çernobil’le birlikte.

***

Çernobil Nükleer Santrali’ndeki patlamanın ardından tam 29 yıl geçti. Geriye bir milyonu aşkın ölü bırakan nükleer enerji, o tarihlerde gündemimize girdi ve maalesef hayatımızdan bir daha çıkmadı. Devlette devamlılık esastır, görünen o ki gerizekalılık da!..  Zira felaketin ardından televizyon ekranlarına çıkıp “Radyasyonlu çay iyidir, içiniz” diyen zihniyet kısa bir aradan sonra yeniden hortladı. “Mutfak tüpü de nükleer kadar risklidir” diyen bu kez bakan değil başbakandı! Ve biri Sinop diğeri Mersin’de olmak üzere 2 nükleer santral için hummalı bir çalışma başladı.

Aynı tarihlerde bir felaket haberi düştü dünya gündemine. Bu kez kara haber teknoloji devi Japonya’dan geldi. Deprem ve tsunaminin ardından Fukuşima Nükleer Santrali’nde patlama meydana geldi. Ve tüm dünya bir kez daha ölümün radyasyonlu yüzüne tanıklık etti.

Ancak durum bu kez farklıydı. Dünya artık bu ölüm kusan santralleri istemiyordu. Ekolojistler ve yaşam alanı savunucuları ile birlikte milyonlarca insan nükleere karşı sesini yükseltiyordu. Ve felaketin ardından başta Japonya olmak üzere, dünyada birçok ülke nükleer enerjiden vazgeçmeye başladı. Japonya’nın tüm santrallerini kapatmasının ardından Almanya 7, İsviçre 5 nükleer santralini kapatma kararı aldı. Avrupa’da 8 ülke nükleere karşı ortak bildiri yayınladı.

Özetle, gelişmiş ülkeler nükleeri kendi evinde istemiyordu, dolayısıyla ev sahipliği biz ve bizim gibi ülkelere düştü. Anlaşmalar imzalandı, reklam panoları süslendi ve Mersin Akkuyu’da nükleer santralin ilk temeli atıldı.

Akkuyu bir fay hattı üzerinde bulunuyormuş, nükleer atıkları bertaraf etmeyi dünyada hiçbir ülke başaramamış, Soma’da 301 işçiyi madene gömen şirket santralin hidrolik ihalesini almış. NE GAM!

Koyarız radyasyonlu çayı mutfak tüpüne bağlı ocağımıza, bir güzel demler içeriz!

***

Biz bu filmi gördük daha önce. Üstelik en can yakan sahneleri Karadeniz’de geçiyordu. Başrollerinden birini de Kazım Koyuncu’ya vermişlerdi. Ve henüz film bitmemişken yeni bir senaryoyla çıkıyorlar karşımıza. İlk hedef Akdeniz! Hikaye Akkuyu’da başlıyor. Sonra bir kez daha vuracaklar Karadeniz’i, hem de bu defa ta içinden. Sinop’tan!

Aklımızla ve hayatımızla oyun oynuyorlar!

Tehlikeli ve ölümcül bir oyun!

Enerji yalanıyla ambalajlanmış yeni felaketlerin temeli atılıyor. Engel olmazsak kendi çocuklarımızın katili olacağız. Oysa gerçeği biliyoruz. Resmi olarak açıklanmasa da biliyoruz. Çernobil hepimizi kanser etti!

***

Neyse, geçelim bunları. Duymamak için ölümün ayak seslerini, açalım müziğin sesini. Dinleyelim bir Kazım şarkısı daha. hatta utanmadan horona duralım. Zira utanmak insana mahsustur!

alycck Blogger

Galeri