Kırgınlıklar…

Standard

Kırgınlık ne ilginç bir şey. Doğası gereği insanın içinde açılmış yaralar gibi. Kimi ince, kimi derin kimi de yüzeyde…11aa

Herhangi birine kırgınlık hissettiğinde bunun ilk önce o kimseyle ilintili olduğunu düşünme hatasına düşerim ben de. Sonra sonra daha yukardan bakabildiğimde onun bu davranışının kendi değer yargılarının bir ürünü olduğunu ve kişiselleştirdiğim ölçüde kendimle ilişkilendirdiğimi görürüm. Bu bağı hiç kurmadan koparıp atmak gerek ama duygusallık denen illet çoğu zaman iş başında oluyor. Ama kırgınlık denen anlamsız duygunun insana ne kadar zarar verdiğini bilirim. Ne kadar gereksiz ve anlamsız olduğunu da… Her seferinde sınıfta kalmışlığım ise karşıdan bana bakıp gülmeye devam ediyor.

Bu kırgınlıkların karşısında her kim varsa bu insanların bazılarının beş para etmez, bazılarının değersiz bazısının da benim için ne kadar değerli olduğunu görürüm. Ve kişiselleştirdiğim konuların aslında kırılmama değmeyen, kendimi kimi zaman boş yere üzdüğüm takıntılar olduğunu da.

İçimdeki insan anlayışı da çok başka. Kirlenmemiş ve onca tecrübeye rağmen insana olan inancım da kirlenmemiş yazık ki! Bunun hala ısrarla içimde temiz kalmış olması beni bile şaşırtıyor! İnsan ile ilgili pek çok konuda pek çok şeyi derinlemesine irdelediğim için de işin içinden çıkamadığım oluyor!

Hayat, aslında herşeyin çoğu zaman anlamsızca ve içinde anlam aramaya gerek duymaksızın akıp gittiği bir nehir gibi! Ya da meseleleri kendinle özdeşleştirmediğin ve içinde büyütüp küçültmediğinde aslında herşeyin kendi halinde ve olduğu kadarıyla var olmakta olduğunu görürsün. Karşıda her nerede, hangi resmin içinde veya hangi anlam kargaşasında kaldıysan o çerçeveden bakmakta ve o sınırlı bakışa kısılıp kalmış olma durumunda olduğundur gerçek! Karşıdaki eksiklik, sınırlılık, kargaşa ile bağlantı kurup birtakım beklentiler yaratarak onunla özdeşleşme durumundasındır. Ve bu eksiklik kendinin de eksik olduğunu düşünmeye zorlar seni. Evet birde bakmışsın buna inanmaya başlamışsın. Etiket senin etiketin oluvermiş! Bu bu kadar basit ama basitlik bunu anlamaya yetmiyor işte kimi zaman. Gerçek deneyimlerle karşılaşıldığında, sözümona bildiklerin bir kenara çekiliveriyor ve yalnız bırakıyorlar seni.

Tabii, karşıdakini ‘adam yerine koyma’ meselesi de var. Sanki karşıdaki tam da sen eksiksin gibi ironik bir yanlış algılayış durumuna giriyor insan.Karşıdaki adam mı da adam muamelesi yapıyorum. İşte burda kendi kendime gülmem gerekiyor. Neyi ciddiye alıyorum,kimi ciddiye alıyorum ki! Boşuna söylememişler; ‘Ederinden fazla değer, soytarıyı kral eder!’

Bir de bu tip kırılmalarda insanın şeyleri önemseme zincirinde birtakım aksaklıklar olduğu da doğrudur ve bu karşıdaki ile değil insanın kendisiyle çözmesi gereken bir durumdur kanımca.

Yine de hala bu kırgınlıkların içimi acıttığını ve dersimi bu konuda tamamlayamadığımı görüyorum. Kendi adıma bunda kesinlikle kurtulmak istediğimi de..

Anlamsız ve gereksiz bir yükü, kimilerinin yükünü taşımanın ne manası var ki! Kendi kendime sürekli söylediğim birşey bu; ‘insanlara darılma, kırılma, farkındalıkları o kadar.’

Yük yüktür ve bırakılması gerekir. Bu durumların geride bırakılmaları gerekir.

Ve de öyledir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s