“Çüş Bardakçı, çüş!”

Standard

mb-1096-B18D-0F95

Aziz Nesin’in Surname’sinde idi galiba: ‘Anasını şaapan Sülüman’ diye bir bölüm vardı. Bu tip olaylar gazetelere yansımıyor olabilir ama kitaplara girmiştir. Murat Bardakçı’yı tarihe meraklı bir okur olarak elbette takip ediyorum. Dellaknâme-i Dilküşa gibi eserlerden sayesinde haberdarız. Osmanlı’daki seks hayatıüzerine en çok (belki de yegâne) kalem oynatan yazar kendisidir. Bardakçı’nın yazdıklarından ve aktardıklarından öğreniyorum ki “eskiden ahlâk vardı herkes çok ahlâklıydı” lâfı doğru değildir. Osmanlı döneminde de her türlü rezillik vardı. Mesela Kalyoncu Süleyman… Romanı yazılası bir mübârek zat! Eğer kalemi güçlü bir yazar bu adamın hayatını kaleme alırsa ortaya çıkacak eser Gri’nin tonlarına elli basar. Süleyman’da malzeme çok. Ayrıca hayâl gücüne ihtiyaç yok. Gelelim Bardakçı’nın diğer sataşma, saplama ve saptamalarına… 1) Reklâm: Bir kitabın hemen her yerde reklâmının yapılmasına ben de karşıyım. Hele Orhan Pamuk (OP) kitaplarının. Öncelikle OP’un reklama ihtiyacı yok. Ayrıca reklam için verilen paraya da yazık. 2) Hayranlık: Bir edebiyatçıya, bir edebiyat eserine hayran olunması neden size bu kadar batıyor? Ne oluyor da “Dur ben şu romanı yerin dibine batırayım” deyip döktürmeye başlıyorsunuz. 3) Yüceltme: Biliyoruz ki Türk milleti kitapsız bir millettir. Matbaanın gecikmesinin sebebi bağnazlık veya isyan değil talebin olmamasıdır. Günümüz Türkiye’sinde eğer bir edebiyat eseri yüceltiliyorsa bundan memnun olmak gerekir. Edebiyata olan ilgi bizi memnun etmelidir. Bir yazarın imza gününde uzun kuyruklar oluyorsa bu tablo bizi mest etmelidir. 4) Sapıklıklar silsilesi: Mesele rezilliklerin gazetelere yansıyıp yansımaması meselesi değildir. Bu rezilliklerin olmasıdır. Tarihteki rezillikler Bardakçı gibi değerli yazarların katkılarıyla günümüz insanın dikkât ve irfânına sunulmuştur. Günümüzdeki rezillikleri ise internet denilen güzellikler âleminden her gün okuyoruz. 5) Menfur bir hayâl: Hayâllerden önce gerçeklere bakmak lâzım. Atatürk’ün annesine “O…” diyen insanlar var bu ülkede. Genelev’de çalıştığını söylüyorlar. Bu ‘tarihi bir gerçek’ olmadığına göre ‘menfur bir hayâl’dir. Romancının hayâlinden önce memleketin insan malzemesine dikkat edersek daha insaflı yorumlar yapabiliriz. 6) Çüş, oha, yuh: “Reis-i cumhurumuz uygun görürse onun zevcesi olabilirim. Sahabe hazretleri de cihat eden Peygamber efendimize zevcelerini ikram etmişlerdir” demiş bir kadın vatandaş. Gelen tepkiler üzerine şu cevabı vermiş: “Cahil cahil konuşacağınıza açın da biraz kitap okuyun. Sapkınlık olarak nitelediğiniz şey nezakettir. İkram ediyorum ikram.” Bardakçı arzu ederse bir “Ohaaa” çekebilir. Bunlardan çok var. Özellikle Levent Kırca ve Kamer Genç gibi insanlar öldükten sonra Müslümanların internet aleminde neler yazdıklarını okursa “Çüş”ü, “Oha”yı, “Yuh”u muhtelif tonlarda çekecektir. Belkikendi konumunu da sorgulayacaktır. 7) Yorum: Atatürk için şunu diyorlar: “Yahudiydi, dinsizdi, Allahsızdı. Millete dinini yasak etmiş, camileri ahır yapmıştı. Anası O..’ydu, babası kim belli değildi. Cenaze namazı kılınmamış, leşini toprak bile kabul etmemiş, otuz metre yukarıya fırlatmıştı!” Evet, bu dehşet verici hezeyanları yorumlamakta “Çüş” gibi ünlemler kifayetsiz kalıyor. Bu insan malzemesine psikiyatristlerin, tarihçilerin ve romancıların el atması gerekiyor. 8) Dinde zorlama yoktur: Bardakçı, televizyon programında, gelen eleştirilere “beğenmiyorsanız izlemeyin” cevabını veriyordu. Bu cevabı kendine ilke edinmeli, beğenmiyorsa OP romanı okumamalı, okuyanlara da karışmamalıdır. 9) Haddi aşmayı yasak eder, tutasınız diye size öğüt verir: Bardakçı değerli bir tarihçidir. İşine bakmalı, kendi uzmanlık alanının dışına çıkmamalı, zevzeklik etmemelidir. Tarihin Arka Odası’nda çokça yapmış olduğu bir şeydir bu. Mesela “Türk Edebiyatı’nda roman yoktur. Roman dediğin Anna Karenina’dır” diye buyurmuştu bir gece. Ben de oturduğum yerden bir “Ohaaa” çekmiştim. Çok şükür edebiyatımız güzeldir, zengindir. Bu büyük edebiyatta roman da vardır, şiir de. Deneme, öykü, piyes ve otobiyografi de. 10) Geç olgunlaşıyoruz: Türkiye’de 2005 yılında Orhan Pamuk yargılandı. Bir Allah’ın kulu çıkıp ta “OP yargılanamaz, OP Türkiye’dir!” diyemedi. 2016’ya geldik hâlâ mırın kırın edenler var. Hâlâ Fransa’nın 1956’daki seviyesinde değiliz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s